Renkleri severim.
Onlarla zihnimin içinde bir şeyler boyamayı çok severim.
Özellikle de mavi ile…
Mavi, insanda bir sonsuzluk duygusudur âdeta…
Özgürlüğü, barışı, huzuru, aşkı ilham eder, yoksun kalplere.
Mavi bir derinliktir, her şeye sivrilmiş düşüncelerde.
Belki de öze dönmektir.
Aşka gelmektir.
Siyahın bunaltıcı karanlığından Mavi Deniz Marmara’ya ve sana…
Mavinin en güzel ifade edilişi seni ifade edişidir benim için.
Ha mavi ha sen…
Ha sen ha mavi…
Sen ha mavi…
Mavi ha sen!

***

Şair değilim.
Şair olsaydım şiirlerim iş yapardı şimdiye.
Mavi Deniz Marmara’nın hissiyatı bir insanınkinden daha derin ve mânâlı geliyor bana.
O, hüznünü koyu bir lâcivertle, coşkunluğunu mavinin yeşile çalan güzelliği ile durgun ve içtenliğini, dostluğunu göz kamaştıran maviliği ile ifade ediyor her gün bana.
Belki de o dostluğundaki derinliği söz konusu maviliğinden almışta olabilir haddizatında.
İnanmıyorsanız bu sizin sorununuz ve gidip bakarsınız kıyılarına.
Ayaklarınızı maviliğine daldırdığınızda vuran dalgalarında dostluğu, aşkı ve mütevazılığı sizlerde hissedeceksinizdir anında.
Neden Akdeniz, Karadeniz, Ege varken varken Mavi Deniz Marmara?
Bilmiyorum, bilsem de söyleyemem.
Yokluğunda o var derin derin konuşabileceğim bu diyar-ı İstanbul’da.
Gücüm yetmiyor artık bazı hasretleri dile getirmeye.
Hem dökülmüyor işte adı ne diye zorluyorsunuz beni hala?
Ufuktan kopup gelen rüzgârları, yüzünden yüreğine akan yaşları kendinde toplamak kendi mavi derinliğine katmak için olağanüstü bir çaba sarf eder Mavi Deniz Marmara.
Dinler seni hiç bıkmadan, usanmadan sen de onu dinlersin yeşil çerçeveli bakışında.
Derin sohbetler eşliğinde sevişmiştik lacivert sabahlarda.
Sonra benim güzel mavilim, tatlı sevgilimle yol alırdık Anadolu’ya…
O konuşurdu ben dinlendirdim.
Göz yaşlarımın yakıcılığı ile Mavi Deniz Marmara’nın yakıcılığı birleşir ve kaynardı yüreğimin içinde ona doğru akan tüm kızıllıklar…
Kanayan yüreğimdeki kızıllığın bir yansımasıydı yanaklarımda oluşan bu allık…
Sonra bir sessizlik, yine garip bir fırtına….
Bir yalnızlık ki çektirir ahı en kalabalıklarda…
Ve, sularsın yürek tarlasını kendi buruk kanlı gözyaşlarıla…
Mavi Deniz Marmara ve Sen…
Denizler ve O’nun lisanıyla konuşmak istedim bu gece sana.
Yani tuzlu su olmak, girdiğim kabın şeklini almak; özünden hiç bir şey kaybetmeden vurulmak istedim aşkına…
Senin ağzından akanı, eğilip avuçlarımın arasına alıyorum beste beste türkü türkü…
Avuç sermayem kadar suyu ve akıtıyorum parmaklarımın arasından bitesiye kadar yokluğunda…
Sonra hafif bir ıslaklık ve bitiş…
Gidişlerimiz, küsüşlerimiz ve kaçışlarımız gibi..
Sen mavi mavi baksan akmaz mı tekrar avuçlarıma?
Gel şu suyu parmaklarımızın arasında tutalım!
Yılların arasından akıp giden bu hayat üzmesin bizi lütfen…
Tıpkı suyun elde tükenişinden sonraki o ıslaklık gibi,
birkaç sevenin gözlerinde ki ıslaklık ve sonra onlar da kuruyuvermesin,
sensiz kalan ellerimin kuruduğu gibi…
Avuçlarının içinden parmaklarının arasına doğru akan bu maviliği şimdi öpesim var…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın