(13.12.2020)

Korkma canım çocuk:
Dinleyeceğim seni.
Kırmayacağım.
Kaçırma gözlerini güzel çocuk.
Gül istediğince
Ağlatmayacağım seni.
Gerekirse yanlış yap:
Eleştirmeyeceğim can çocuk

Getirin tüm çocukları bana!
Biraz çocuk olayım onlarla
Bakayım gözlerine
Biraz güleyim onlarla
Ağlayan çocuklar:
Anlatın derdinizi bana!

Biraz peygamber inceliği gerek çocuklara
Kızmadan ne çok şey anlatırdı onlara…
Sohbet ederdi çocuklarla.
Gözlerine bakardı doya doya…
Biraz O’nun ahlakı gerek şu topluma:
Taziyeye gitmişti kuşu ölen çocuğa
Ne büyük incelik: şimdi kulak tıkanıyor
Ağlayan, mendil satan çocuklara!

Korkma canım çocuk:
Dinleyeceğim seni…

         Çocukların gözlerine en son ne zaman baktınız? Alelade bir bakıştan bahsetmiyorum: böyle sevgiyle, gülümseyerek, çocukla çocuk olarak ne zaman baktığınızı hatırlıyor musunuz? Onu soruyorum. Eğer bakmadıysanız: Çocuklar çok kırgın bize… Haberiniz olsun. Gözlerinden okunan ilgisizlik ve boşverilmișlik yüreğimi çok incitiyor. Sohbet etmiyoruz onlarla. Konuşmak istediklerinde azarlıyoruz. Soru sorup bir şeyleri anlamak istiyorlar: “Çok konuşma sen! Dersin yok mu senin?” diyoruz. Konuşmadan susturuyoruz çocukları. Her şeye “hayır!” derken, öğrenmelerine de bir duvar örüyoruz. Çocukları kategorilere ayırıyoruz: Mesela üstü kirlenmiş çocuk: pis, bayramlık giymiș çocuk: cici. Ders çalışan çocuk: akıllı, oyun oynamak isteyen çocuk: tembel! Çocuklar neden ders çalıştıklarını bilmeden saatlerce ders çalışıyorlar, farkında mısınız? Yüksek puan alınca: “Aferin!” deyip geçiştiriyoruz. Düşük not aldığında aşağılıyoruz…
    Canlı dersteyken sorduğum soruya kızı yanlış cevap verdi diye kızını (öğrencimi) azarlayan velim çok şey anlattı bugün bana. Hata yapmaya ne kadar tamammülsüzüz. Sora sora Bağdat bulunuyor: Çocuk da sora sora doğruyu bulur elbet! “En doğrusunu benim çocuğum yapmalı!” diyerek her yanlışı düzeltilen ve sürekli yanlış yapmaktan korkan çocuklarımız, “olgunlaşamadan büyümek” zorunda kalıyor. Mükemmeliyetçi ebeveynlerine yaranmaya çalışan canım çocuklar; kendileri olamadan bir bakmışlar ki büyümüşler… Hayatı anlamaya çalışan ve hayatta var olduğunu kanıtlama gayretinde bulunan çocuklar, hiçbir sorunun cevabını alamadan yarın hangi değerlerimize sahip çıkabilecekler? Bir düşünmek gerekiyor.
Aslında iki yabancı insan bile el-kol işaretleriyle anlaşabiliyorken, biz aynı lisânı konuştuğumuz çocuklarla çok rahat anlaşabiliriz. Biraz çocukla çocuklașmak, “Bu çocuk yerinde ben olsam nasıl düşünürdüm?” diyerek empati kurmamız gerekiyor. Soru soran çocuğa uzun uzun cevap verilmez mesela. Çocuklar çabuk sıkılırlar; soru sorduklarında kısa ve yerinde cevaplar isterler. Diyelim öyle bir soru sordu ki ne cevap vereceğimizi bilemedik. O zaman ne yapalım? Sordukları sorunun cevabını biz de bilmiyorsak, birlikte sorunun cevabını araştırmak onları çok mutlu edecektir. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz. Mükemmel olmaya çalışmayın, çocuğunuzun da mükemmel olamayacağını unutmayın. Kendi çocukluğunuz iyi ya da kötü geçmiş olabilir. Ama o günler geride kaldı. İçinizdeki kırgın çocukları daha ne kadar üzgün bırakacaksınız? Bugün önce kendimizden başlayarak kırgın çocukları iyileştirme günü olsun!

     Çocukların gözlerine bakın. Onlar size ayna oluyor… İyileşmek için, önce aynaya bakmanız gerek!

Bir Cevap Yazın