Kehribarın kaybolduğunu sabah saat beşte, zilin acı acı ötüşüyle öğrendik. Sümbül yengemin zile basışını evde bilmeyenimiz yoktu. O kapıya geldiğinde zil acı acı öter, biz gelenin yengem olduğunu anlar anlamaz ortalığı toplardık. Babannem her zaman oturduğu koltuktan memnuniyetsizce kıpırdar, oturduğu pozisyonu değiştirir, yazmasının kıvrılan ucunu düzeltir, iki elini göbeğinin üstünde birleştirip kimsenin yüzünü görmek istemiyorum dercesine cama doğru bakardı. Annem bozulan yastık, yamulan dantel, kıvrılan halı varsa düzeltirdi. Ortada serili sofra varsa hemen toplanır, konuşulan konu varsa üstü örtülür, yengemin gelişine aninden yakalanmış havası vermek için sıradan bir konudan konuşulurdu.
Yengemin çaldığı zile salonda yakalandıysak, kapıya gidip düğmeye basana kadar üç kere, mutfakta yakalandıysak iki kere, olur da evde yalnızsak ve afedersiniz lavaboda yakalandıysak da açılana kadar çalardı. Bütün zilleri acı acı çalardı Sümbül yengem. Onun çalacak ne kuş sesli ne de melodili zilleri vardı.

Bu sabah beşte çalınan zile hepimiz yataklarımızda yakalandık. Kapıya koşup düğmeye basana kadar kaç defa acı acı öttü bilmiyorum. Yengem merdivenleri çifter çifter atlayıp dördüncü kata çıkana kadar hepimiz saçlarımız dağınık, eşofmanlarla kapıda toplandık. Yengem soluğu kapıda aldığı gibi fenalaşıp yere yığıldı. Daha afyonumuz patlamamışken kapıda dağılan yengemi toplamaya çalıştık el birliğiyle. Nahoş bir karşılama töreninden sonra yengemi sakinleştirip zar zor içeri alabildik. Kimimiz kolonyaya, kimimiz bir bardak soğuk suya koşarken yengem iki seksen koltuğa uzanmış sayıklıyordu. Kehribarın kaybolduğunu yengemin sayıklamalarından öğrendik.

Babam, Kehribar’ın artık kaybolacak yaşı geçecek kadar büyüdüğünü, babaannem ise Kehribar’ın aklı başında bir kız olduğunu, arkadaşlarında kalmış olabileceğini söyledi. Yengem hiçbirini duymuyordu. Annem Kehribar’ın da sonunda Sümbül yengeme dayanamayıp başını alıp gittiğini söylüyordu dil altından. Yengemin ikinici çığlığı zihnimizdeki ihtimalleri dağıttı. “Ne kızı, ne arkadaşı ayol kolyem kayıp kolyem. En son hastaneye gitmeden önce boynumdan çıkarıp mutfakta yemek masasının üzerine koymuştum. Akşam geç döndüm, uyuya kalmışım. Sabah gözümü bir açtım, ellerimi boynuma götürdüm, yok. Evde aramadık yer bırakmadım. Kesin gözü kalan biri aldı. Yer yarılıp içine girmedi ya koca kehribar. “diye söylendi. Kaybolan Kehribar’ın değil kehribar kolye olduğunu öğrenen herkes derin bir nefes aldı. Sümbül yengemin ağlaya ağlaya sabahın beşinde kayıp haberini vermeye geldiği kayıp küçük kızı değil, kolyesiydi.

Babamın küçük kardeşi Selami amcamın eşiydi Sümbül yengem. Annemle babam evlendikten beş yıl sonra dedem, amcamı da hemen başgöz etmek istemiş. Amcamın gönlü teyzemdeymiş ama dedem asker arkadaşının kızı Sümbül yengemi uygun görünce sesini çıkaramamış. Dedeme karşı çıkamamış ama Sümbül yengemi uzun süre kabullenememiş. İşte yengem ile annemin birbirlerini sevmemelerinin nedeni amcamın gönülsüz evliliğiymiş. Sümbül yengem, amcamın gönlünün teyzemde olmasının hıncını annemden çıkarmış hep. Kaderine yazılı kaç mutsuzluk varsa, sebebini annem bilmiş.

Söz kesildikten sonra amcam askere gitmiş. Düğüne kadar da dönmemiş. Sümbül yengem ile birbirlerini ikinci defa anca düğün günü görebilmişler. Düğün akşamı imam çağrılmış, amcam ile yengem diz çöküp beklemişler. Babamla annem ikisinin şahidi olarak girmişler odaya. Kapı kapanmış. İmam Sümbül yengeme mehir olarak ne isteğini sormuş. Yengem üzerindeki kırmızı tülü kaldırmadan kısık bir sesle annemin boynundaki kehribar kolyeyi istediğini söylemiş. Annem sinirlenmiş, çıkmış odadan. Peşinden de babam çıkmış. Kapıda bekleyenler ne olduğunu anlamamışlar. Sümbül yengem imamla odada bir başına kalmış. Annem dedemin düğününde boynuna taktığı kolyeyi vermeyeceğini söylemiş. Babam yalvarmış yakarmış, altın kolyelerin gümüş yüzüklerin sözü vermiş ama annem ikna olmamış. Babannem olayı dedeme duyurmadan gelmiş, nasihatler etmiş, sözler vermiş ama annem Nuh demiş peygamber dememiş. Babannem bir de Sümbül yengemin yanına gitmiş. Altın bilezikler, gümüş kolyeler neler neler sıraladıysa da yengem kehribar kolye demiş başka da bir şey dememiş. Düğüne gelen misafirler kapının bir açılıp bir kapanmasını, babannemin bir anneme bir yengeme koşturan telaşını anlayamamışlar. En sonunda durum dedemin kulağına gitmiş. Dedem imam efendinin dizinin dibinde gelinliğiyle öylece oturan Sümbül yengemin yanına oturmuş. Dedemin bakışlarından korkan yengem, dedemin altın zincir, yakut taşlı kolye, burma bilezik tekliflerine ses etmemiş ama dedem çıktıktan sonra amcama göz edip kabul etmediğini, illa kehribar kolyeyi istediğini söylemiş. Dedem soluğu annemin yanında almış. Annem bu defa dedemi kıramamış. Karşılığında hiçbir şey istemediği kehribar kolyeyi boynundan çıkarmış, Sümbül yengemin boynuna takmış. Yengem kolyeyi taktıktan sonra nikâh kıyılmış.

Amcanın yengeme olan hisleri düğünden sonra yavaş yavaş değişmiş ama yengem amcamın yanında bir yüz iken arkasında binbir yüze bürünmüş.

Dedeme dedesinden kalma aile yadigarı apartmanımıza bir de Sümbül yengem gelince annemin alt katındaki kiracı çıkarılmış, yengem yerleştirilmiş. Dedemle babannem Sümbül yengemin yanına taşınmışlar. Evliliğinin ilk üç ayında yengem dedemin çamaşırını yıkar, babannemin seccadesini serer, yemekleri tuzsuz yapar, börekler, çörekler açarmış. Dedemin vefatından sonra gelin Sümbül gitmiş, yerine elti Sümbül gelmiş. Yengemin, öteki gelinini daha çok seviyor sitemlerine dayanamayan babannem, bize taşınmış. İşte Sümbül yengem o günden sonra Sümbül yenge olmuş.

Sümbül yengem bizde yediği yemeklerde hep kıl bulur. Sehpadaki tozu bir o farkeder, kekteki yumurta kabuğu bir onun dişine denk gelir. Annemin kilosunu ya fazla bulur ya da çok az. Ortası yoktur. Annemin o gün giydiği renk, yengemin en sevmediği renk olur. Sarı giydiyse yengem sarıdan hazzetmez, mavi giydiyse yengem maviyi bakamayacak kadar sevmez. Bizde pilav piştiyse yengeme yağı fazla geldiği için midesi kalkar. Çorbayı ya tatsız tuzsuz bulur ya da lapa. En büyük rakibi annnemdir onun. Takıp takıştırır, aldığı kıyafetlerin fiyatlarından gerine gerine bahseder. Kehribar kolyesi bize gelirken hep boynundadır. İpi kopsa, taşı çatlasa annemin illaki gözü vardır.

Amcamın Sümbül yengemin Sümbül yenge olmasına hiç sesi çıkmaz. Onaylasa da dinler sessizce, onaylamasa da. Yengem bazen amcamı da alıp bize çıkar, o söyler amcam susar, o söyler biz susarız. Gecenin sonunda onlar amcamla giderlerken biz annemle babamın kavgalarını duyarız. Annem o kehribar kolyeyi verdiğine, babam amcamların üst katında oturduğuna, babaannem Sümbül yengemi ısrarla istediği için dedeme, amcam sevdiği kızla evlenemediği için kendine kızar. Herkes gecenin sonunda kızacak birini bularak uykuya dalar.

Yengemin içi memnuniyetsizliklerle, somurtkan suratlarla dolu hayali bir çantası vardı. Her defasında o somurtkan suratları, memnuniyetsizlikleri evimizin her köşesine, annemin yakasına, etek uçlarına, sofradaki tabağa, saksıdaki çiçeğe takıp öyle giderdi. Biz o memnuniyetsizliklerle, somurtkan suratlarla bir şekilde yaşardık. Yengemin çantasından çıkan o memnuniyetsizliklerle, somurtkan suratlarla yaşamayı bir tek annem öğrenememiş ve hasta olmuştu.

Annemin tiroid kanseri olduğunu öğrendiğimizde hepimiz nedenini bilmediğimiz bir suçluluk duyduk. Doktor kanserin nedenlerini sıraladığında kendimizi suçlayabildiğimiz ne kadar neden varsa, biz onlara sığındık. Stres, ani üzüntü, öfke dedi doktor. Annem doktorun saydığı tüm nedenlerle yaşamıştı yıllarca ve işte sonunda bizi cezalandırılmak için hastalanmıştı. Hepimiz annemin iyileşmesini bencilce istiyorduk bu yüzden. Annem kanseri yenerse babam eşinin, babaannem gelininin, ben annemin, Sümbül yengem eltisinin vicdan azabından kurtulacaktı.

Annemin tedavileri hemen başladı. Biz hastaneye daha yakın bir eve apar topar taşındık. Babam gündüz işe gidiyor, işten kalan vakitlerde annemle ilgileniyordu. Babaannem başında bekliyor, amcamla Sümbül yengem haftada iki gün uğramaya çalışıyorlardı.

Annemin ilaçları, tedavisi derken kış bitti, yaz geldi. Babaannem aktar aktar türlü otlar, bitkiler topluyor, anneme iyi gelebilecek her yola başvuruyordu. Topladığı otlardan çaylar, tütsüler, merhemler yapıyor, annemin görünmeyen yaralarını iyileştirmeye çalışıyordu. Sümbül yengem anneme gelirken boyunda kehribar kolyeyi taşımıyor, olur olmaz bulduğu kusurları, laf atmaları gelirken kapının dışında bırakıp öyle giriyordu içeri.

Babaannem, yaptığı ilaçlar da işe yaramayınca Sümbül yengemden kehribar kolyesini istedi. Kehribarın tiroidi iyileştirdiği yüzlerce hastadan bahsetmişti yengemi ikna ederken. Annem iyileştikten sonra kolyeyi alıp kendi elleriyle yengemin boynuna takacağına söz vermişti. Yengem kabul etmedi. O günden sonra ne anneme uğradı ne de babaannemle konuştu.

Annemin iyileşip hastaneden çıktığı haberinden sonra bir de Sümbül yengemin doğum haberini aldık. Hamile olduğunu doğum yapana kadar eşinden dostundan hatta babaannemden bile saklamıştı. Kem gözden korkardı Sümbül yenge. O akşam hayırlı olsuna hep birlikte gittik. Aylar sonra amcamla babam, yengemle annem, babaannemle yengem ve amcam birbirini ilk kez görmüşlerdi. Amcamla yengem doğan kızlarına Kehribar ismini koymuşlardı. Gecenin sonunda eve döndüğümüzde babamla annemin yatak odasındaki konuşmalarını duyduk. Annem Sümbül yengenin nispet olsun diye kızına Kehribar ismini koyduğundan bahsediyordu. Babam da annemin boş yere bunlara takıldığından.

Yengem bize geldiğinde annemin kilolarından, yemekten çıkan yumurta kabuğundan, tozdan bahsetmiyordu. Bir kehribarı boynuna takıyor, bir Kehribar’ı da kucağına alıp geldiğinde galibiyetini ilan eden bir komutan edasıyla koltuğa oturuyordu.

Yengemin bu sabah beşte kapımızı çaldığı, kayboldu dediği kehribar, yıllardır anneme olan öfkesinin temsili bu kehribardı.
Sümbül yengem anneme olan hıncını, amcama olan öfkesini bu sabah kaybetmişti.

Yengem kendine geldiğinde bizde de düşürme ihtimaline karşı her tarafı aradık. Bir de annemin yatak odasına bakmak istedi yengem. Annem salonda bekledi. Yengem annemin yatak odasını saatlerce aradıktan sonra eli boş çıktığında tuhaf bir pişmanlık vardı yüzünde. Yengemin mimiklerine yakışmayan bu pişmanlık, kapıdan çıkarken daha da arttı. Yengemin arkasından kapıyı kapatırken hepimiz, onun yüzündeki pişmanlığı gördüğümüzü birbirimizden sakladık.

Yengemin gidişinden birkaç saat sonra babam işteyken, babaannem her zamanki koltuğunda iki elini göbeğinde birleştirip oturuyorken, annem mutfaktayken kapı çalındı. Yengem kapıyı bu defa alacaklı gibi değil aldıklarından pişmanmış gibi çaldı. Geldiğini bilseydik annem toplayacak bir şeyler, bababaanmem üstü örtülecek konular bulurdu. Yengeme bu defa ona yakalanmamış gibi yapmadan yakalandık. Kapıyı annem açtı. Yengem ne Sümbül yenge gibi, ne annemin eltisi gibi, ne babaannemin gelini ne de amcanın sevmediği karısı gibi girdi içeri. Bambaşka bir Sümbül yenge olmuştu. Babaannemin karşısına geçip oturdu.

“Kolyeyi buldum anne.”dedi. “Kehribar oynarken düşüp kırmış, kızarım diye de çöpe atmış. Çöpten topladım, kullanılmayacak halde.” dedi.

Babaannem hâlâ camdan dışarı bakıyordu.

Aysel KİŞİ

Reklamlar

By Aysel Kişi

Aysel Kişi 1994'te Muş'un Bulanık ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu yine doğduğu ilçede, liseyi Eskişehir'de tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Sekiz çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Muş'ta yaşıyor.

Bir Cevap Yazın