Düşünmemek büyük konfordur. Düşündükçe için için insanın yüreğine bir rahatsızlık çöküveriyor. Dudakların çıkaramadığı sesleri beynin içinde duymak dayanılmaz olabiliyor bazı durumlarda. Kafamın içinde anlamını bilmediğim bazı sesler ve dışarıdaki hayatın korkunç bekleyişi günlerimin içinde. Birden mi aklıma geliyor bütün bunlar? Bir süredir olanların birikmişliği mi var bu serzenişlerimde?

            Yastığa başını rahatça koyamamak duygusu sarsmaya yetiyor saatlerimi, dakikalarımı, saniyelerimi. Sarsılan sadece ben miyim yoksa çevremdeki şeyler de benimle birlikte sarsılıyor muydu? Duygularımın bir değeri var mıydı hakikaten? Yoksa ben mi bu kadar abartıyordum her şeyi?

            Yüreğimden kopup gelen, haykırmak için can çekişen bir ses var. Özgürlük. Özgürlüğün arzusunu hissediyorum kendimde, ruhumda, vücudumda, beynimde. Sahi neydi özgürlük? Gerçekten var olan bir şey miydi? Yoksa bir uydurmaca mıydı?

            Kendimi bildim bileli hep bir şeyleri düşünüp bulma eylemi içerisindeydim. Cevaplardan ziyade doğru soruları daha doğru soruları sorma gereksiniminin önemini açıkladım kendi kendime. Eğer soruyu doğru soramazsak bulduğumuz cevap hiçbir işe yaramayacaktı çünkü. Soruyu doğru sormak için ise çok düşünmek, sorgulamak, kuşkulanmak gerekliydi. Hem bir inancın hem de bir kuşkunun çağında yaşıyoruz. Rahmetli Charles Dickens sağ olsun ne güzel de başlamıştı İki Şehrin Hikayesi’nde.

            Kendi kendimi yiyip bitiriyordum. Çevremdeki her şey aynen yerinde olduğu gibi duruyordu. Fakat benim için onlar da farklıydı artık. Belki de dünya benim onu nasıl gördüğümdür. Değersiz olduğumu düşünmek istemiyorum. Varlığımın bir nedeni, burada bulunmamın bir amacı olmalı. Bu yüzden duygularım da çok değerliydi. Ne hissettiklerim benim en önemli parçamdı. Düşünceden bile önemliydi belki de hisler.

            Kendi içimde kayboldum. Artık özgür olmadığımı hissediyorum. Her yer sanki bana bir hapishane, her şey bana bir çift demir ve herkes benim için birer gardiyan olmuş durumda. Ben olmak değil özgür olmak istiyorum. Bir labirentteyim ve çıkamıyorum. Sağa dön, sola dön, düz git, arkana bir bakış at ama geri dönmeye kork. O yolu bulacağım. O çıkış beni bir yerlerde bekliyor, hissediyorum.

            Özgürlük gerçekten var. Belki bu dünyada değil, belki bu beşeri vücudun hücreleri buna izin vermiyor ya da aklımızın sınırları bize istediğimiz şeyi sunmuyor ama özgürlük diye bir şey var. Belki bir başka yerde, başka bir bedende, çok başka bir zihinle birlikte özgürlüğe kavuşacağız.  

-Mertcan Furat

Reklamlar
0 thoughts on “Kendi İçimde Bir Hapishanedeyim”

Bir Cevap Yazın