Her fırtına içinde bir güzellik taşır. Bu sebeple rahmetin de habercisidir fırtına… Öyle görüntüsüne bakıp korkmayın zira hemen yağmur gelecektir ardından; bağrı yanmış toprak, susuz kalmış bitki, dilsiz hayvan ve düşünen insanlar bu bereketten dilediği kadar istifade edecektir. Böylece yer ile gök arasında bir bağ kurmamızı da sağlayacaktır fırtına…

İnsanın yüreğinde de fırtınalar kopabilir. İçte kopan fırtınalar da bir aşkın, bir ilhamın, bir değişimin tohumunu taşıyabilir. Her iki fırtınada; güzellik, yenilenme, iyileşme muştusu vardır. İnsanı insan eden nitelikler, düşünceler yoluyla sökün sökün gelir, sağanak sağanak yağmur misali yağmaya başlar. Bazen şimşek de eşlik eder bu fırtınaya. Kapkaranlık alan kısa bir süreliğine aydınlanır ve yağmur taneleriyle yıkanır. Yeni düşünceler, yeni hedefler, yeni başlangıçlar niyetin dizinin dibinde farklılaşır ve kişi çapraz bir bakış açısı kazanır. İçteki şüpheler, gönüldeki gel-gitler biter hiçe iner. Tüm benliği kuşatan bu durumla birlikte insan inanarak söyler söyleyeceğini ve gördüklerini, duyduklarını artık tasdik etmeye başlar… Bir ilave edecekse de sadece yorumlamaya gayret eder. Silip atmaz, itmez, ötelemez ve sevgiyle karşılık verir… Sabretmeli insan içinde kopan fırtınanın şiddetine ve sancısı adına getirdiklerine… Her zorluğun içinde bir kolaylık olduğunu unutmamalı… Gök gürültüsünün neleri müjdelemek istediğini bilmek gerek. Önce ışık sonra ses gelir haber verir neler olacağına… Düşünce ve hareket, doğum sancısı ve çığlık, hepsinde korku dolu anlar olsa da sonu hep güzeldir…

İnsanın içindeki fırtına dışındakinden daha şiddetli eser. Buna da katlanmak zordur bilirim. Oysa içteki fırtına varılmak istenen mesafeleri kısaltacaktır. Düşünceleri kanatlandıracaktır. Bu kanatlarla başka yörelerde uçabilecektir insan… Kişiye göre değişir içteki fırtınanın şiddeti. Kimseye takatinden fazla yük yüklenilmez. Örneğin, okyanusun fırtınası kendine göre olduğu gibi, su birikintilerinin fırtınası da kendine göredir. Hepsi de bir fırtınaya tutulmuştur sonuçta. Ama göldeki fırtına, denizde küçük bir dalgalanma dahi meydana getirmezken gölü yerleyeksan eder, karıştırır. Gölün ve küçük denizlerin dalgaları ancak su yüzüne vurdukları kadardır. Halbuki okyanusların içinde üst üste dalgalar vardır. Derin insanların iç dalgalanmaları tam olarak böyle olur. Dışta görünen kadar değildir onların okyanuslaşmış kalplerindeki dalgaları. Karanlıkları yığın haline getiren dalgalanmalara muhataptırlar. Yağacak rahmet karanlıkları yıkasın, durulaştırsın diyedir bu. Biraz sonra karanlık bulut perdesini açacak ve güneş görünecektir. Isınacaktır içi onun, ışığa boğulacaktır. Sonra da o ışığa boğacaktır çevresini…

Kendi tozunu kaldırır bazılarının fırtınası. Kara bulut taşır göğsünde o kimseler… Kararır ruhları, kalplerine dönerler. Çakan şimşek şaşkınlıklarını iki kat artırır. Gök gürültüsü, kulak zarlarını yırtarcasına hiddet gösterir onlara. Kulaklarını tıkarlar korkularından. Kaypak yapılıların doğruya, hakikate kulak tıkadıkları gibi. Duymazdan gelerek kendilerini avutmak ister ve karanlıkta ıslık çalarlar, korkularını bastırmak için… Küçültür bu fırtına sahibini, utandırır, rezil eder insanlar arasında. Ahirette de utandırır, dünyada utanma bilmeyenleri. Binlerle başlattıkları işte tek başına kalma sevimsizliklerini sezmek, anlamak istemeyenleri… Fırtınalarına ne güneş ne yağmur eşlik eder onların. Kuruturlar ortalığı, içlerine benzetirler… Dehlizde yankılanır bu fırtınanın sesi. Ses de eşlik etmez ki fırtınaya, zaten kendi sesleri de değildir onlardan duyulan… Kim bilir hangi şeytanın sesidir o duvarlarda yankılanan ses…
Cismaniyetlerini yaşayan o insanlar duvardan farksızdır hâdiseleri algılamada. İbret alma hassaları ölmüş, dumura uğramış, duvarlaşmışlardır onlar bu manada. Duvar mı dedim?
Hata ettim.
Duvar hadiseleri alır nakşeder öz benliğine.
Gören gözler görür duvarlarda, işlenenleri dört duvar arasında.
Teknik taşın dilini anlayınca, duvarlar da dile gelecektir hiç şüphesiz.
Duvarın öz benliği taşsa eğer. Taştan daha katıdır, serttir ve de duyarsızdır, içindeki fırtınaya ses vermeyen yürekler…
İnsanlığın utanç duvarıdır o kalp sahipleri… Ağlama duvarından farksızdırlar.
Ağıtlarını kendileri yakacaklardır kendilerine…
Şu hayattan nasibi kalmamış bu insanları, tıpkı sarı yaprakları temizleyen fırtına tutacaktır bir gün…
İster inanın buna ister inanmayın. Bekleyip hep birlikte göreceğiz olup bitenleri…

5 thoughts on “Fırtına”
  1. Yuşa müsaadenle:
    “Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı
    O bizim kavuşmalarımız a yarim, mahşere kaldı
    O bizim kavuşmalarımız a yarim mahşere kaldı
    Mapushanede yata yata, yanlarım çürüdü
    Pencereden baka baka aa yarim, ela gözler süzüldü
    Pencereden baka baka aa yarim, ela da gözler süzüldü”

    Ahanda bu şarkıyla okuyunca süper oluyor.
    Dur link de vereyim: https://www.youtube.com/watch?v=qdo26SmvVAU

    1. Sağ olun kıymetli öğretmenim. İsabet olmuş vallahi. Eksik olmayın.

  2. Eyvallah, çok teşekkür ederim efendim. Çok naziksiniz.

  3. “İnsanın içindeki fırtına dışındakinden daha şiddetli eser. Buna da katlanmak zordur bilirim.” derken yazar bu duyguları yaşamadan yazmamış maşallah. Tebrik ederim.
    Şu da sevindirici haber: “Oysa içteki fırtına varılmak istenen mesafeleri kısaltacaktır.” umarız öyle olur yuşa bey.
    Selamlar sunuyoruz, kaleminize sağlık.

  4. “Kendi tozunu kaldırır bazılarının fırtınası.”
    Bu ruhsuz, duygusuz kitlenin yüreğinde bir fırtına beklemiyoruz da bari yüreklerinde yoğurdukları cümlelerle karşımıza çıksalar hocam.

Bir Cevap Yazın