Yaklaşık 20 sene önce bir abimizin 5 yaşındaki oğlunu gece 3, 4 sularında apar topar acile götürmüştük… Minik Burağın ateşi bir hayli yüksekti. Yavrucuk yükselen ateş sebebiyle kusmaktan, kusmaya çalışmaktan bitap düşmüş, burnu ile nefes almakta zorlanır hale gelmişti. O pempecik yanakları sararıp solmuş, gözlerimizin içine yarı baygın bir şekilde bakıp duruyordu…
Ramazan abi gelene kadar ağlamaklı ses tonuyla dua okumaktan sesi tamamen kısılmış, alnından su gibi terlerler akıtıyordu.
Nihayet acile hızlı bir giriş yapıp hemen nöbetçi doktora minik Burağı teslim ettik.
Abinin, oğluna duyduğu sevgi ve merhameti o zaman bekar olduğum için tam olarak anlayamamıştım belki ama yaşadığı derin üzüntü ve endişeyi 1 km öteden anlayabiliyordum…
Her ne ise, Doktor kısa bir muayeneden sonra;
– Çocuğa yediği bir şey dokunmuş.- dedi.
Ramazan Abi;
– Buzdolabındaki 1 kiloluk dondurmanın hepsini tek başına yemiş hocam- dedi.
Mesele artık anlaşılmıştı! Doktor hemen gerekeni yapmaya ve çocuğu tedavi etmeye başladı…
Ancak zaman ilerledikçe abiyi teskin etmek, çocuğu iyileştirmekten daha zor bir hal almaya başlamıştı…
Ağlamaklı konuşmalar, kendi kendine kızmalar, eşine sitem, kendine sitem ilaahir…
Doktor Ramazan abinin bu haline daha fazla dayanamadı:
– Ramazan Bey, oğlunuza karşı duyduğunuz sevgiyi, muhabbeti, merhameti ispat ettiniz. Ancak çocuğu siz hasta etmediniz. Yediği dondurma hasta etmiş lütfen artık üzülmeyin…- dedi.
– Elbette öyledir hocam ancak bizde de kabahat çok- dedi.
Doktor, Ramazan Abi’nin verdiği bu cevabı beğenmedi.
Minik Burağı kucağına alıp:
– Burak oğlum, babanı mı yoksa dondurmayı mı daha çok seviyorsun?- diye sordu.
Burağın Cevabı Netti: – Dondurmayı…- dedi…
Burak o zaman 5 yaşındaydı. O sevdiği şeye fazla düşkünlüğün kendisine zararı olacağını, ayrıca onu temin edenin babası olması cihetiyle, öncelikle onu sevmesi gerektiğini, onun için hiçbir şeyi esirgemeyenin, dondurma gibi bir şeyle kıyas bile edilemeyecek bir varlık olan babası olduğunu bilecek, idrak edecek şuurda değildi. Sadece nefsinin sesini dile getirmişti.
İşte biz bugün o 5 yaşındaki Burağın düğününe gittik. Nihayetinde sevdiği kadına kavuşup dünya evine girdi.
Görüyorsunuz 20 yıl gibi kısa bir süre içinde Burak okulunu bitirdi, işinin başına geçip para kazanmaya ve nihayetinde evlilik nimetine kavuştu… Peki biz büyükler?
Biz büyükler ise çoğu zaman 5 yaşındaki şuursuz Burağın durumuna düşüyoruz…
Bize her türlü nimeti nasip eden Hakka, bize değer veren, nimet veren, O Rahman’a yönelmemiz gerekirken; dünya hayatını ve dünya nimetlerini çok daha sever hale geldik gibime geliyor…
Bu hayatın süsleri, sanki herkese asıl görevlerini unutturmuşa benziyor. Başta bana!
Şu üç günlük dünya hayatına olan düşkünlüğümüzün huzuru ilahide hesabını vereceğiz hep birlikte…
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz…

One thought on “Aldanıyor muyuz? Aldatıyor muyuz?”
  1. Allah onurunu koruyan, merhameti unutmayan, ona abd olan kullarından eyleye cümlemizi.

Bir Cevap Yazın