Kendimi unutmuşum bir yozlaşmış sabahın en dibinde
Unutmuşum hasrete maruz kalmış irbet bir bedende
Hafızam artık kimseyi bilmez ve amansız işkence halinde bir ruh
Ama yalnız benim için saklamışım bir âşk kalbimin en ücra derinliklerinde

Hatırlamıyorum evveldir neydim, nedendim…
Bilmiyorum kimindim, kimin içindim?
Aklım almıyor, nasıl bir curcuna bu?
Bir güneşin ateşinde “sabah oldu” diye kendimi kandırıyorum.

Devir mi, asır mı, yıl mı, ne bu gözümü açıp kapatırken selamsız giden fikir?
Hep bir bekleme mi yoksa kalkıp gitmek mi ödül bu yalnızlığa?
Yada sadece bir kuruntu…

Dost dedikleri bir çaydanlıkta fokurdadı bir bardakta zehir zıkkım
Düşman dedikleri yollarda her bir adıma yara, bere
Ağız susar beyin konuşur habire
Ruh zaten leş gibi harabe

Suskunluk tutarsızca lagaluga derdinde
Küskünlük loş bir köşede köy ağası
Özlemek sebepsiz işkence
Acabalar şakşakcı denyuz

Ölüm var işin ucunda her şey sanki gülünç
Ölüm var işin başında sanki her şey başı boş
Ölüm var işin ucunda iş, güç harap
Âşk var ömrün zirvesinde ulaşmak zor.

Aykut Barış Çelik

Reklamlar

Bir Cevap Yazın