Fatih ER

Özet

Bu çalışmanın hedefi Hartmann felsefesinin neyi içerdiğini göstermektir; onun üzerine yeni bir şey eklemek değildir. Yazının yaptığı şey, Ontolojinin Işığında Bilgi kitabının temel görüşlerinden yararlanması ve Hartmann’ın hesaplaştığı isimleri göstermesidir. Hartmann’ın felsefesi ontolojiden başlayıp bilgiyi kuran felsefedir. Böyle bir açıklamada bilgi çözümsel bir ilişki değildir. O, tarihin ve var oluşun içinde canlı bir edimdir. Dolayısıyla bilgiyi sadece çözümsel süreçte ve yargıların uyuşmasında görenlerden ayrılır.

Abstract

This work aims to show what Hartmann’s philosophy includes, not add new information about Hartmann philosophy. What this article expresses is to make use of the basic views of “knowledge in the light of Ontology” and shows what Hartman’s account of ontology is. Hartmann’s philosophy starts from ontology and set up epistemology. In this kind of explanation, knowledge is not an analytical relation. Knowledge is a real act in the history and existence. So, he departs from the view of knowledge as an analytical process and conjunction of judgment.

Giriş

Felsefenin önünde her daim yığınla soru(n) vardır. Var olan sorunları çözmeye yönelik her teşebbüs bir risktir. Mallarmé’nin de ifade ettiği gibi “her türlü düşünce bir zar atımıdır.” Her defasında sorunları çözmeye çalıştığımızda ya onları çözemeyiz ya da tehlike peşimizde olur. Felsefe bu yüzden her daim düşünülmesi gereken olgudur. Felsefe, dünya görüşü değildir. Çünkü felsefe, var olan sorunlar karşısında alınan belirli bir tavrı işaret eder (Heimsoeth, 2017, s. 14). Aynı zamanda bizi bir varlık bilincinin de içine sokar. Ve orada insanın en temel sorunları ortaya çıkar. İnsan bilmek ister. Bilmek istediği şey hep bir var olandır. Ona dair verilen yanıtlar ve sorulan sorular, felsefenin de çalışma alanını oluşturur. Söz gelimi, “Bilmenin doğası nedir?”, “Nasıl bilebiliriz?”, “Varlığı bilebilir miyiz?”, “Varlık var mıdır yok mudur?” gibi sorular felsefenin uğraştığı en başat sorulardır. Bilmek hep bir şeyi bilmek olacağından, bilinen şeyin de kendisi bir problemdir. Olma-bilme ilişkisini Kovanlıkaya şöyle aktarır: “Olma ile bilme birbirine bağlı iki zoraki kavramdır, her ikisi birbirini gerektirir. Bir olma-bilme ilişkisi birbiriyle bağlantılı olduğu kadarıyla bir Varlık anlayışını kapsamayan bilgi, bilgi anlayışını içermeyen Varlığın da açıklaması olamaz. Çünkü “Ontoloji”, bir loji olması sebebiyle her zaman epistemolojiyi de kapsayacaktır (Kovanlıkaya, 2014, s. 37) Ontasız bir logos mümkündür değildir. Hartmann’ın dayandığı yer de burasıdır. Yapmaya/göstermeye çalıştığı şey bir bilgi metafiziğidir. Temeli bir bilgi olan metafizik değil, aksine temeli metafizik olan bir bilgi kuramıdır (Tepe, 2017, s. 34).

Felsefenin içinde tarihsel olarak ilerleyerek 17. yüzyıla gelindiğinde olma-bilme ilişkisi terk edilip öznenin öz bilincinin etkinliği öne çıkarılır. Bu şüphesiz epistemolojidir. Epistemolojinin ana disiplin olmasıyla beraber Varlık da gittikçe silikleşip, anlamını kaybedip, sonunda unutulmaya başlanır. Özellikle 20. yüzyıla gelindiğinde dilsel problemlerin kendisini göstermesiyle birlikte onlar da epistemolojinin içine yerleşmiştir. Böylelikle analitik ekolün sert bakışlarında ontoloji, deyim yerindeyse, tarih içinde kaybolur. Hartmann bu bakımdan önemlidir. O çağdaş bir filozoftur. Lakin tarih sahnesinde pek adı anılmaz. Üzerine yapılan devasa çalışmalar pek azdır. Ben de farklılık olması adına bu ismi değerlendirmeyi uygun gördüm.

Ontolojinin Işığında Bilgi

Türkçede basılmış iki kitaptan[1] diğeri olan Ontolojinin Işığında Bilgi (orijinal ismiyle Die Erkenntnis Im Lıchte Der Ontologie), filozofun hayatının son zamanlarında yaptığı bir konuşmanın metninden (Kleinere Schriften I) oluşturulmuştur.  Bir zamanlar Yeni-Kantçı ekolünden hareket eden Hartmann, Yeni-Kantçılardan koptuktan sonra onları sert şekilde eleştirir. Bu eleştirinin oklarında sadece Yeni-Kantçılar yoktur, Husserl ve Kant da hedef dâhilindedir. Elimizdeki bu küçük kitap Hartmann’ın büyük isimlerle girdiği diyalogları ve kendini özgün şekilde ortaya koyan konumunu gösterir. Hartmann’ın en temel iddiası, epistemolojinin temel sorunlarının çoğunun bilginin varlık boyutunu dikkate almamaktan ve onun konu edindiği nesnenin varlıksal niteliklerini göz ardı etmesinden kaynaklandığı yönündedir (Tepe, 2017, s. 38). Kendi deyimiyle, bilgi problemi, uzun süre felsefenin temel problemi olarak ele alındı; bilgi teorisi de temel disiplini olarak (Hartmann N. , 1953, s. 135).

Hartmann, Ontolojinin Işığında Bilgi adlı kitabında, ontolojiye bilgiyle bakmanın ne demek olduğunu ifade etmek için Eskiçağ filozoflarını gösterir. Bilindiği üzere Eskiçağ filozofları Varlık temelli bilgi görüşüne sahiptiler. Olanaklı bilgi Varlığın niteliklerinden türetilirdi. Dolayısıyla hakiki bilgi için bir Varlık görüşüne ihtiyaç duyulur. Hartmann’ın ayrılacağı yer de bilgiyi sadece niteliklere teslim etmemesidir. Çağrı olarak klasik görüşün çağrısını yapar.

Hartmann için bilgi sorununda en göze çarpan durum nesne üzerine ortak uzlaşı sağlanılmamasıdır. Saf Aklın Eleşitirisi’nin otoritesinden güç alan atavist kalıntılar “bilmenin bilinçteki bir yaratma, kavramların ve tasarımların kurulması ya da sentetik olarak yargılarda gerçekleşen bir süreç” olduğunu dile getirir (Hartmann N. , 1998, s. 2). Bu görüşü savunanlar oldukça Kantçı sayılır. Kant’ın iddiası, ‘nesnelerin anlama yetisinin bir sentezi sonucu var olduğu’ yönündedir (Eleştiri’nin 2.basımı). Burada ifade edilen, nesnelerin “varlığını” ortaya koyan bilinçteki bir sentezdir. Nesnelerin “olmaklığını” ortaya koyacak herhangi bir ontolojik payanda yoktur. Diğer yandan problemin ana kaynağını sadece Kant/Yeni-Kantçılar oluşturmaz. Diğer kaynağı aynı zamanda özne ve nesnenin bağlantısını birbirinden kopamayacak şekilde ele alan Husserl’in fenomenolojisidir. Böylelikle eleştirel felsefe ve fenomenoloji Hartmann’ın hesaplaştığı iki ana akım olur. Nesnenin bulanıklaşması ve onları “oldukları gibi bilememe” durumu, Hartmann’ın ifadesiyle, hakiki bilginin yok edilmesine kadar götürür. Bu yok oluş sadece bilgisel/doğrusal ayrımın ortadan kalkması değildir. Aynı zamanda nesne olmanın anlamı, hatta varlığın anlamı da ortadan kalkar. O halde nesne üzerine doğru bir akıl yürütme bize yeni-ontolojinin neyi hedeflediğini ve Hartmann’ın felsefesinin hangi temel/karşı çıkış ile kurulduğunu gösterecektir.

19. yüzyıl felsefesinin içinde çıkan düşünce akımlarının nesneye bakışı tasarım yönündedir. Nesnenin aslında bir tasarımdan farkı olmadığını iddia ederler. Bu durum Hartmann tarafından şöyle gösterilir: “Bu kuramlar nesneyi büyük ölçüde tasarım, kavram, kuram yoluyla nesneden elde edilmiş imgeyle karıştırdılar. Bunlar nesneyi bilerek tasarım ile özdeşleştirmiş olmasalar bile, tasarım ile nesne arasındaki farkın yok olmasına yol açmışlardır.(Hartmann N. , 1998, s. 5)” Hartmann’ın nesne ile tasarım arasındaki farkı işaret etmesi oldukça önemlidir. Çünkü ontoloji temelli bilginin olanağı bu farkı keşfetmekte ya da dikkatli bakmakta yatmaktadır. Tasarım ile nesne arasındaki farka dikkat çekmek için Descartes’ın cogitatio’sunu hatırlayalım. Tasarımın yeri bilinçtedir. O, bir bilinç oluşumu olarak, bir bilinç alanına ihtiyaç duyar. Çünkü o kendi başına var olamaz. Hartmann, felsefedeki egemen görüşlerin aksine, nesneyi “karşıda durma” şeklinde tanımlar. Nesnenin konumu bilinç içeriği olmak yerine “kendi başına var olan” şey konuma denk düşer. O bizden bağımsız olarak vardır. Nesnenin bu tarz ifade edilişi, Hartmann’ın temel problemini çizer.

Bilgi metafiziğinin karşı çıktığı durumlar şunlardır:

1) Özneden ya da bilgi ediminin yalnızca bilinç ediminden yola çıkanlar

2) Kendi bilinici asıl fenomen olarak temel alanlar 

Hartmann ve Fenomenoloji

Öncelikle Hartmann ile fenomenolojinin ilişkisini ortaya koyalım. Hartmann kendi yönteminde fenomenolojiyi kullanmasına karşın fenomenolojinin “eksik” yanlarını göstermekten de geri durmaz. Hartmann, bilgide ontolojiye dönülmesinin parolasını “doğal tavra” dönüş olarak gösterir. Ontolojik dönüş, Husserl’in üzerini çizdiği bu tavrın doğrudan sürdürülmesidir. Kendi ifadesiyle, “eğer ontolojiye dönüşün, bilgi ilişkisinin varlık ilişkisi olarak, bilgi ediminin aşkın bir edim olarak, nesnenin de nesneleştirilmesi ötesinde bir var olan olarak kavranması olduğu söylenilirse, bu söylenen şey çok yetersiz kalır. Burada asıl söz konusu olan, tüm bakış tarzının doğal tavra geri dönüşür.”(Hartmann N. , 1998, s. 15)  Doğal tavır ile beraber nesnenin kendi başına bir şey olarak kabulü söz konudur. Bu ise bilme sürecinde öznenin bilincinin içeriğe bakmak yerine doğrudan dışarıya bakmak gerektiğini ifade etmektir. Bu anlamıyla bilme edimi aşkındır. Eğer doğal tavırdan vazgeçip, refleksiyon yaparsak nesnenin varlığını kavrayamayız. Gerçekleşen şey, öznenin bilincinin içeriğe bakmak değil bilincin kendi dışındaki var olanlarla bağlantı kurmasıdır.

Hartmann fenomenolojinin bu tutumunu transandantal tek yanlılık şeklinde ifade eder. Fenomenin bir yanının gözden kaçırılmasıdır. Bu şekliyle fenomenin tam bir betimlemesi yapılamayıp sadece diğer yanının, yani içkin olan yanının betimlemesi yapılır. Nesnenin kendi başına varlık konumu, bilme ediminde bilincin kendi sınırlarının dışına çıkmasını göstererek onun aşkın bir edim de olduğunu ifade ediyor. Hatta Hartmann ekler: “Fenomenoglar bilgi ediminin yalnızca kendini gözlemlemeye dayanan çözümlemesiyle meşguldürler. Verilmiş olanın asıl neliğine ulaşamadıklar gibi bilinçte olup bitenlerin içkin ilişkilerine takıldıklarından nesneyle olan aşkın ilişkiyi de göremezler.” (Hartmann N. , 1998, s. 24).

Şüphesiz Hartmann’ın en büyük eleştirilerine maruz kalan şeylerden biri de ‘bilginin yargılarla uyuşmasında ortaya çıktığını’ söyleyenlerdir. Bu görüşe göre herhangi bir uyuşmama durumunda da elde edeceğimiz şey yanılgıdır. Öznenin tasarımı “oluştururken” kullandığı kategoriler ile nesnenin üzerlerine kurulduğu kategorilerin aynı olması gerekir. Kant’ın yaptığını hatırlarsak, o tüm sentetik apriori yargıların en temel ilkesini, yani deneyin kategorilerini, aynı zamanda nesnenin de kategorileri olması gerektiğini söyler.(Hartmann N. , 1998, s. 25) Hartmann’ın eleştireceği nokta tam da burasıdır: Kantçı yargı verme ve nesne ilişkisi. Hartmann kısmen yukarıdaki görüşe katılsa da eleştirmekten çekinmez. “Eğer tüm nesne kategorileri aynı zamanda bilgi kategorileri olsaydı, bilinmeyecek hiçbir şey kalmazdı.” şeklinde ifade eder.[2] Çünkü bu durum fenomen-numen ayrımı açısından çelişkilidir. Kant’ın anlama yetisinin saf kavramları ve görünün saf formlarıyla özne, nesnenin kurulumunda aktif rol oynar. Lakin bu nesnenin ontolojik geçerliliği yoktur.[3] Böylelikle Kant, Hartmann’ın eleştirdiği noktaya düşer. Aynı zamanda Hartmann, Kant’ın ‘kategorilerin saflığına ve değişemiyor oluşuna’ vurgu yapan görüşüne karşı çıkar. Bunu göstermenin en sağlıklı yolu, kısaca da olsa, varlığı ifade etme şekline bakmaktır.

Hartmann açısından real dünya çok tabakalıdır. 4 tabakadan oluşur ve altta olan daima üsttekini taşır.

A) İnorganik varlık tabakası:Bütün fiziksel şeyleri içeren, atomdan astronomiye kadar olan şeylerin bize tanıttığı varlık alanıdır. Onun deyimiyle, “tüm fiziksel şeylerin bütünü olarak evreni kapsamaktadır.”

B) Organik varlık tabakası: Burası canlıların oluşturduğu tabakadır. Yine onun deyimiyle, “yayılım bakımından kozmosta görülemeyecek kadar küçük olan, varlık düzeyinin yüksekliği açısından ise çok üstün ve her türlü bağımlılıktan kurtulmuş alandır.”

C) Ruhsal varlık tabakası: Burada insan kendi bilinç edimleriyle öne çıkar. Organizma tarafından taşınmasına karşılık tamamen ondan da farklıdır.

D) Tinsel varlık tabakası: Tek insan bilincinde oluşma imkânı olmayan, oluşumu kuşaklar boyunca süren ve aynı zamanda onları birbirine bağlayan ortak bir varlık alanıdır.

Burada onun varlık tabakaları üzerinde daha fazla durma gereksiniminde bulunmadım. Çünkü bu doğrudan metnin konusu aşar nitelikledir. Yüzeysel olsa da bahsetmemin sebebi hem kategoriler konusundaki görüşünün hem de en temelde bilgiden ne anladığının gösterilmesidir.

Hartmann’da adı geçen bu 4 tabaka birbiriyle bağımsız ilişkiye sahip değildir. Tabakalar arasındaki ilişki  “zaman, mekân, nitelik, nicelik büyüme, gelişme, denge, yaratıcılık, özgürlük” gibi kategoriler aracılığıyla kurulur. Hartmann’da kategoriler, tarihsel ve doğasal varlık alanlarının belirleyici ilkeleridirler. İlk tabakada yalnızca zaman, mekân ve zorunluluk gibi kategoriler işlerken ikinci tabakada ayrıca büyüme ve gelişme kategorileri etkili olur; üçüncü tabakada yaratıcılık, dördüncü tabakada ise özgürlük öteki kategorilere eklenir. Başka bir deyişle, her yeni tabakada öncekilere yeni kategoriler eklenir ve buna Hartmann “kategoriel novum” der.”(Çelebi, 2014, s. 84)

Bir varlık görüşü temeliyle bilginin gösterilmesi demek, bilgiyi salt dil çözümlemeleri üzerinden kavrayan görüşlerden sıyrılıp onu yaşamla birlikle düşünmek demektir. Ontolojik bakışın sunduğu bilginin yaşamla ve tarihle bağlantısını yeniden işaret eder (Tepe, 2017, s. 40). 19. yüzyıl bilgiyi soyutlamış ve onu önce mantığın ölü çizgisine çekmiş, sonra da onu metot üzerinden düşünmüştür (Hartmann N. , 1998, s. 53). Ontolojinin ışığı,  Yeni Kantçıların mantıksal özneye ağırlık veren bilgi görüşünü de kenara atarak, yaşamı aydınlatmayı hedefler. “Bu bağlantının kurulmasıyla bilgi, tekrar insanın var oluş dünyasına, hem de kişisel var oluşun varlık alanına olduğu kadar tarihsel ve ortak var oluşun varlık alanına da girer.” (Hartmann N. , 1998, s. 53).  Bilginin yaşamla bu kadar iç içe olmasının sebebi tıpkı diğer edimler gibi (deneyimleme, isteme, korkma, umut etme, bekleme) sıradan, günlük yaşamın parçası olmasıdır. O, temel ya da ilk edim değildir (Peterson, 2012, s. 217). Bu şekilde bilgiyi düşünürsek, aslında o, yaşayan ve canlı bir şey gibi ele alınır ve daim gelişim içindedir.


[1] Diğeri kitabı ise Ontolojide Yeni yollar’dır. Türkçede baskı mevcut değildir.

[2] Hartmann’ın bu eleştirisi Fichte’nin kategori eleştirisiyle benzerlik gösterir.

[3] En temel örnek olarak, “kendinde şey” kavramıdır. Zaten nesneye dair herhangi bir ontolojik kavrayış edinememesinin sebebi kategorilerin herhangi bir ontolojik işlevi olmamasıdır. Bu yönüyle o Aristoteles’ten ayrılır.

Kaynak

Çelebi, V. (2014). Nicolai Hartmann’ın Yeni Ontolojisinde Varlık ve Değer İlişkisi. ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 74-97.

Hartmann, N. (1953). New Ways of Ontology. (R. C. Kuhn, Trans.) Chiago: Henry Regnery Company.

Hartmann, N. (1998). Ontolojinin Işığında Bilgi. (H. Tepe, Trans.) Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.

Heimsoeth, H. (2017). Felsefenin Temel Disiplinleri. (T. Mengüşoğlu, Trans.) Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Kovanlıkaya, A. (2014). Tezahürleri Sahiden Bilebilir miyiz? Felsefi Düşün.

Peterson, K. R. (2012). An Introduction to Nicolai Hartmann’s Critical Ontology. Springer Science+Business Media B.V, 291-314.

Tepe, H. (2017). Varlık ve Bilgi: Ontolojik Yaklaşımla Felsefe Yapmak. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.

Bir Cevap Yazın