Yahya Yılmaz

Kitaplar yaşamsal perspektifimizi radikal şekilde değiştirecek kadar güçlü bir etkiye sahiptir. Bizi yanılsamalarımızdan kurtarıp dünyaya farklı pencereden bakmamızı sağlayan bir olgudur. Kitapların etkisinin kişiye göre izafi olması bir tarafa, onların düşünme yetimizin önünü açtığını ve muhayyilemizi geliştirdiğini yadsıyamayız. Bununla birlikte, kitap kurdu olanların “derin düşünme” yetisine sahip olduğu tezini kabul etmemiz olanaksızdır. Keza derin düşünmek için kitap kurdu olmaya gerek yoktur. Schopenhauer’un söylediklerine kulak vermek gerekir:

Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir.1

Kitapların çarpıcı etkisi düşünmenin fitilini ateşlemesidir. Bunu söylerken, “kitaplar olmasaydı düşünemezdik” diye bir iddia da bulunmuyorum. Ama kitaplar olmasaydı insanların sığlığından, yüzeyselliğinden, vasatlığından kaçmak için kitaplar kadar yararlı bir kaçış çizgisi bulamayacağımızı ifade ediyorum. Bunun yanına filmleri ve müzikleri eklemekte bir sakınca yok.

Kitapları bir meta olarak ele almamızın olanaksız olduğunu çünkü kitapların tüketilen bir şey olmadığını, yıllar önce kütüphaneye koyduğumuz bir kitabı açıp tekrar okuyabileceğimizi vurgulamaya gerek duyuyorum. Böylelikle kitapların meta olarak ele alınmasını, yani tüketim nesnesine indirgenmesini yanlış bir akıl yürütme olarak görüyorum.

Kitaplar, kaçış çizgisi olarak dünyadan kaçmayı değil, insanların genel yozlaşmasından kaçmayı gerektirir. Eğer okuduğumuz kitap bizi kendine çekebiliyor ve insanların bayağılıklarından uzaklaştırabiliyorsa kaçış çizgisi işlevi var demektir. Ama eğer bizi kendisine çekemiyorsa o kitabı fırlatıp atmakta bir beis yoktur. Çünkü zaman kıymetli bir fenomendir.

Kitaplar bağırır-çağırır. Örneğin bir roman kitabı muhayyilemizin altını üstüne getirir. Bu tür kitaplarda, kuramsal yapıtlarda olduğu gibi bir paragrafı bin kere okumamıza gerek yoktur. Roman akıcıdır. Bir itirafta bulunmak gerekirse romanların felsefi yapıtlardan daha etkili olduğunu düşünüyorum. Felsefi yapıtların değerini azaltmak gibi bir niyetim yok. Ama romanların yanında felsefi yapıtların terminolojik zorluğu içerdiğini yadsıyamam. Felsefi yapıtları bir kaçış çizgisi olarak değil, “kuramsal çizgi” olarak adlandırmak gerektiği kanısındayım. Peki, bu ne demek? Geçmişte yaşamış filozofların ortaya attığı düşünceler, kuramlar ve terimlerin sistematikleşmiş çizgisi ve onunla gelen yaratım olgusu.

Dipnot:

(1) Arthur Schopenhauer, Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Say Yayınları, s. 62

Yazar Blog: http://sayrifeylesof.blogspot.com/

Bir Cevap Yazın