Soğuk bir kış gününde kendi halinde, küçük bir fabrikada açıverdim gözlerimi. Burası neresi? Ben neyim? Neden buradayım? gibi birçok soruyla doluydu kafamın içi. Ben bu soruları kendi kendime sorup dururken beni paketleyip Dost kitapevine gönderdiler. Hepiniz bilirsiniz Dost kitapevini herhalde hani şu Kızılay’da Karanfil caddesindeki Dost var ya oradan bahsediyorum. Kitapevinin en güzel raflarına koymuşlardı beni.

Raflara koyulduktan 3 gün sonra tanıştım Ali’yle. Ali zayıf, orta boylu, hafif sakallı, yeşil gözlü ve yakışıklı sayılabilecek biriydi ve daha ilk görüşte beni beğenip kasaya doğru koşarak gitmişti. Kasada üzerimdeki barkodu okutması için bile kasiyere verirken elinden düşürmek istemiyordu beni. Dükkândan çıkıp eve gidene kadar beni hiç elinden bırakmadı Ali. O buz gibi soğuk kış gününde onun sıcacık elleri arasında ısınmıştım.

 Doğrusunu söylemek gerekirse küçük bir çocuk gibi haylazlık yapmak istiyordum ama durumumuz malum. Ben düşünceli bir şekilde Alinin elleri arasında yola devam ederken birisi çıktı karşımıza. Ali durdu ve onunla kavga edecekmiş gibisine baktı. Karşımızda iri yarı, kirli sakallı, sert duruşlu bir adam vardı:

-Sen buralara gelir miydin Ali bey?

 -Bu seni hiç ilgilendirmez.

-Burası benim mekânım. Öyle istediğin gibi her yere giremezsin. Yoksa… Sen anladın.

Bu tatsız olaydan sonra Ali gerçekten sinirlenmişti ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştık. Bu esnada bile beni elinden bırakmıyordu. Gerçekten kalemin kıymetini bilen birisiydi. Yaklaşık yarım saat sonra Alilerin eve girmiştik. Bir gecekonduda yaşıyordu. Eve gider gitmez odasına doğru koştu ve orta büyüklükte, ince, hafif eskimiş bir defterin üstüne bıraktı beni. Akşama kadar da yanıma uğramadı. Ben de o vakte kadar odasına bir göz gezdirdim. Odanın içinde hiçbir teknolojik alet yoktu, duvarlar sararmıştı, galiba sigara içiyordu, büyük bir kitaplık vardı ve içi kitaplarla dolup taşıyordu.

 Yanlış hatırlamıyorsam akşam saat 8 sularında çok mutlu bir yüz ifadesiyle odaya geldi ve masanın başına geçti Ali. Önce bir düşündü, sonra beni eline aldı ve hafifçe salladı, defteri açtı ve gülücükler saçarak defterin sayfalarıyla buluşturdu beni. Yazısı çok güzeldi, adeta sözcüklerle dans ediyordum. Cidden keyif alıyordum onun elinde olmaktan. Hiç durmadan sanki bir daktilo gibi yazıyordu. Yazarken yüzü bazen kızarıyor bazen de mutluluktan gözleri doluyordu. Yazdıklarından anlamıştım ki o gün sevgilisine evlenme teklifi etmişti ve hanım kızımız da kabul etmişti. O bütün bunları mutluluk gözyaşlarıyla yazarken ben de içten içe düğün yapıyordum.

 Ertesi gün beni çantasının içine koydu ve çantanın karanlığı içinde nereye gittiğimi bilmeden kafamda meraklı sorularla yolları aştık beraber. En sonunda durduk ve Ali beni çantasının içinden çıkardı, gözlerimi açtım ve bir sınıfta olduğumuzu fark ettim. Ali bir lise öğrencisiydi. O gün derslerden çok sıkıldığını anlamıştım çünkü beni o kadar bıkkın bir şekilde kullanıyordu ki yazdığım şeyleri ben bile okuyamıyordum. Dünkü daktilo gibi yazan çocuk gitmiş yerine doktor yazısı yazan biri gelmişti resmen. Yaklaşık beş saat okulda kaldık Ali’yle. Okuldan çıktıktan hemen sonra evin yolunu tuttuğumuzu anlamıştım.

 Akşam eve döndüğümüzde beni eline aldı ve yine günlüğüne yazmaya başladı. “Onu çok özledim.” Duygulanmıştım, daha bir günde bile çok özlediğini söyleyen biriydi. Bu kadar duygusal, böylesine âşık birisinin kalemi olmak bana haz veriyordu. Ve ben bu hazzı ömrüm boyunca hissedeceğim için kendimi çok şanslı buluyordum. Kalem onu kullanan kişi kadar değerlidir kanaatimce. Ve Ali beni aşkını anlatmak için ne kadar kullanırsa ben o kadar değerlendiğimi hissediyordum.

Ertesi gün beni tekrar eline aldı ve yazmaya başladı. Aşkının bir fırtına olduğundan ve bu fırtınanın onu yok etmesinden korktuğunu söylüyordu sayfalara, bitiremiyordu yazmayı, elinden hiç bırakmak istemiyordu beni ama yorulmuştu, yazmaktan yorulmuştu. Beni defterin üzerine birkaç dakikalığına bıraktı ve arkasına yaslandı, ellerini başının arkasına koydu ve pencereden dışarı baktı. Beni elleriyle yeniden kavradı ve “Seni o kadar seviyorum ki sevgimin sana zarar vereceğinden korkuyorum” cümlesini beş kere tekrar tekrar deftere yazdı.

 O günden sonra tam 1 hafta boyunca beni o eskimiş defterin üstünde yalnız başıma bıraktı ve eline almadı. Arada bir odaya girdiğinde onu görüyordum ama o bana hiç bakmıyordu. Canının bir şeylere sıkkın olduğu belli oluyordu ancak beni eline almadığı sürece bunu anlayabilecek birisi değildim maalesef. 1 hafta sonra yine akşam 8 sularında yanıma geldi, eline aldı ve yazmaya hazırlandı. Ağlıyordu, mutsuzdu çok mutsuzdu, dudaklarını büzmüştü ve bana sımsıkı sarılıyordu narin parmaklarıyla. Yazmaya başladı. Beni her deftere değdirdiğinde şok geçiriyordum, Ali’nin sevgilisi bir trafik kazasında vefat etmişti. Bir daha hiçbir şey yapmak istemediğini, artık yaşamına bir son vermek istediğini söylüyordu. Son cümlesi “Ben onun yanına gidiyorum” oldu.     

-Mertcan Furat

One thought on “Ben KAlem”

Bir Cevap Yazın