Depremlerde, yangınlarda, sellerde, trafik kazalarında, şehit cenazelerinde vs. bazen acıklı hikâyeler ortaya çıkar. Bu durum mevcut acıyı bir kat daha artırır. Duygusal insanlar günlerce etkisinden kurtulamaz. Tabiri caizse lokma boğazına tıkanıverir. Ufak tefek sıkıntılardan müşteki iken şükre yönelir.
Bu bağlamda Marmara, Düzce depremlerinde olduğu gibi, 23 Ekim 2011 tarihinde Van- Erciş’te yaşanan 7.2 şiddetindeki depremden sonra ilginç ve acıklı hikayeler ortaya çıktı. Van ağladı,Türkiye ağladı. İşte birkaç tanesi.

Hanife öğretmen,17 Ağustos’ta enkazdan 8 saat sonra çıkarıldı. Erçiş depreminde tekrar enkazın altında kaldı ve 18 saat sonra çıkarıldı.
Melike öğretmen, Afyon depreminde anne- babasını kaybetti. Bir aileye evlatlık verildi. Okutuldu. Sınıf öğretmeni oldu. İlk maaşını fakir köy çocuklarına dağıttı.Ve ölen öğretmenlerden biri de o oldu.
Ferhat; enkazın altında şampuan buldu, ayıcık buldu başaltına koydu. Leblebi kutusu denk geldi ve bununla bir hafta idare ederim dedi. İçini boşalttığı valiz nasılsa beline geldi ve belini korudu. Annesi de yanındaydı ve yaşıyordu. Son dem de annesi. ‘Yavrum, hakkını helal et dedi ve kelimeyi şahadet getirerek ruhunu teslim etti.”


Bu depremde öğretmenlerden ölenlerin çok olmasının nedeni, hizmetiçi eğitim semineri için gelmiş olmaları. Seminer bitince Internet cafe veya arkadaşlarının evine birleşmiş olmaları. Hepsinin ortak yönü ilk görev yeri ve 30 yaş altında ve il dışından olmaları.
Erciş’te 14 günlük Azra bebek, annesiyle 3’ncü gün kurtarıldı. Süt akmayınca annesi onu enkaz altında tükürükle besledi ve yaşama beraberce tutundular.
13 yaşındaki Yunus Internet cafeye gitti. Orada depreme yakalandı. ismi meçhul kahraman ağabey kendini feda ederek Yunus’a siper oldu ve Yunus kurtarıldı.Eve geç kaldığını ve babasının kendisine kızacağını düşünerek, korkuyla kamera ışığına bakarken ekran başında tüm Türkiye’yi ağlattı.Kurtarılıp yaşama tutununca sevince, akabinde hayatını kaybedince hüzne boğdu.O son ürkek bakış ülkemizde ve dünya medyasında yerini aldı.
Öğretmen olan kızımın ilk görev yeri olması nedeniyle Van ilinin ben de özel bir yeri var.
Ben de şiir diliyle Yunus’un hikâyesini anlatmaya çalıştım. Yeni Yunus’lar ölmesin diye…
VANLI YUNUS

Yunus henüz 13 yaşındaydı,
Gençliğinin daha başındaydı
Güneşli bir Pazar günü,
Sabah kaktı erkenden,
Dedi: ’Baba ödev yapmam lazım,
Evin yakınındaki Internet Kafeden,
Babası dedi:’’ Oğlum gidebilirsin,
Sakın gecikme bizi endişelendirirsin’’
Yunus atladı gitti, Internet Kafeye,
Ödevini yapıp, hemen gelecekti eve
………………………………………,
Babasını hem sever, hem sayardı
Söz verdiğinde, sözünde durardı
………………………………..,
Daha çok zaman geçmeden,
O da korkunç depreme yakalandı,
Bir kahraman ağabey ona siper oldu
Enkaz altında zor saatler böyle doldu
………………………………….,
Herkes başı derdine düşmüş,
Kendi yakınlarıyla uğraşıyor,
Bilinçsizce sağa sola dolaşıyor,
Yunus’un babası şanslı ki,
Kurtarmacılara erkenden ulaşıyor
Çok geçmeden kurtarma ekipleri geliyor,
Enkazda durum tespiti yaparken,
Yunus içerden ‘’imdat-imdat’’ diye ses veriyor
Bu arada siper olan kahraman ağabey ölüyor
…………………………………………………,
Uzun uğraşılar sonucunda Yunus görüldü,
Kurtarıcılar buruk bir sevince büründü
Babasına dediler: ‘’müjde oğlun kurtuldu’’
………………………………………………,
Yunus dedi: ‘’ Amca, saat şimdi kaçtır?
Kurtarıcı dedi: ‘’gece 10.00’ dur. yavrum
Yunus dedi: ‘’Eyvah..! ben çok geç kaldım,
Babama söz vermiştim, sözümde duramadım!’’
……………………………………………………,
Netice, Yunus’u çıkarıp koydular ambulansa,
Orada bulunanlardan birisi kulağıma fısıldadı:
‘’Maalesef iç kanaması var.. .Keşke yaşasaydı! ’’
……………………………………………………,
Babası bir an olsun oğlunun elini bırakmadı,
…………………………………………………..,
Ambulans Ağrı’ya doğru yol alırken,
Biraz sonra acı haber gelecekti,
Yunus’u çıkaran kurtarmacılara,
‘’Maalesef YUNUS’U kaybettik,
Zavallı çok ta erken gitti…. ‘’
Denecekti…
……………,
Dendi:Yunusların evi yıkılmamış,
Evde kalsa belki de ölmeyecekti.
Babası dedi: ’Öyle demeyin, takdiri ilahi bu,
Demek Allah Yunusumu bana cennette verecekti’’
……………………………………………………….,
Mekanın cennet, ruhun şad olsun kahraman çocuk
Senin gibi hüzünlü anılar, afetlerde yaşanıyor çok
(Mahir Odabaşı)

Bir Cevap Yazın