Deprem deyince aklımıza hemen yakın tarihimizde yaşanan ve binlerce vatandaşımızı toprağın kara bağrına bıraktığımız Marmara depremini hatırlıyoruz. O korkunç manzara gözümüzün önüne tüm hışmıyla geliveriyor. Zaman zaman küçük ölçekli depremler yaşarken büyük ölçekli depremlerin beynimize gönderdiği acı manzaraların hayaliyle endişeleniyoruz. Bunda pekte haksız sayılmayız. Çünkü sıcağı sıcağına ekranlarda veya zamanla okullardaki eğitimlerde izlediğimiz görüntüler belleğimize yerleşiyor. Belki de toplum olarak yavaş yavaş deprem hazırlıklarını unutmaya yönelirken, tabiri caizse ‘Sakın ha! olası afetleri hiçbir zaman unutmayın..! Yoksa afet unutulduğu zaman meydana geliverir’ dercesine Van depremi vuku buldu.
           
Zaman nasıl da hızlı geçiyor. 9 yıl önce 23 Ekimde saat 13.41 sıralarında radyoları, televizyonları, internetleri açtığımızda Van-Erciş’te meydana gelen yüzlerce vatandaşımızın ölümü veya yaralanmasıyla sonuçlanan 7,2 şiddetindeki büyük ölçekli depremin şokuyla donakaldık. İşte o büyük depremin üzerinden kocaman 3285 gün geçiverdi. Van depremiyle özdeşleşen; depremden 2 gün sonra sağ salimen kurtulan Azra bebeği, adı bilinmeyen kahraman  abinin siper olması sayesinde kurtarılan ancak sonradan hastane yolunda hayata veda eden Yunus’un son bakışlarını, Japonyadan’dan insanlık adına kurtarma çalışmaları içinde görev almak için gelen 9 Kasım akşamı yıkılan otelin enkazında kalan ve 13 saat sonra çıkarılan ama hastanede yaşamını yitiren Dr. Atsushi Miyazaki unutmadık…
Dikkatinizi hiç çekti mi bilmem. Çoğu yerlerde mezarları yamaçlara, yani sert zeminlere yapıyoruz. Ama bunun tersine yerleşim alanlarını ekseriya  % 5’lik ovalara sıkıştırıyoruz. Böyle olunca tabiri caizse DEPREMLERDE ÖLÜLER DİRİLERDEN DAHA ÇOK GÜVENDE oluyor. Van tarihine baktığımızda büyük depremlerin yaşandığını ve ölülerin at arabalarıyla taşınıp toplu olarak gömüldüğünü görüyoruz.
            23 Ekim 2011 yılında merkezi Van-Erciş olarak tespit edilen, yerin 5 km altında, sığ (yüzeye yakın tehlikeli) 7,2 şiddetinde,  25 saniye süren depremde ortaya çıkan enerji Marmara depreminin 1/3 kadardır.  Depremin ilk dakikalarında şiddeti 6,6 olarak açıklandı ancak daha sonra yurt dışından gelen bilgiler ışığında 7,2 olarak (büyük depremlerde uzak istasyonlardan daha net bilgi alınır) sabitlendi.
            Geçmişte yaşanan tüm depremlerde olduğu gibi bu depreminde ilk saatlerinde ortalık ana- baba gününe dönüp, sinirler epeyce gergin oldu. Çünkü yüzlerce enkaz ortada, çığlık sesleri yankılanıyor. Akşamın karanlığı yavaş yavaş yaklaşıyor. Enkazın altındaki de, üstündeki de çaresiz. Can gitmiş, Canan gitmiş. Yerel kurtarma ekipleri yetersiz. Fısıltı yalan yanlış haberler başını almış gidiyor. Vatandaş temel afet bilincinden yoksun olduğundan sabırsız.Elektrikler yok, doğalgaz yok, kanalizasyonlar patlamış, trafik felç olmuş, haberleşme aksamış yakınların akıbeti hakkında net bir bilgi alınamıyor.
            Depremlerde kamu kurumları ayrı bir öneme haizdir. Zira okul, yurt, hastane, hükümet konağı vs. ayakta kalacak ki, hizmette aksama yaşanmasın. Yoksa ilk önce buralar yıkılırsa vatandaşta korku panik, tedirginlik daha çok olur. Sebebini bilemiyorum ama ülkemizde de maalesef ilk önce buralar zarar görür.
            Diğer depremlerde olduğu gibi buralarda da A sınıfı sağlam binaların camı bile kırılmadı. Ana depremde hiçbir zarar görmediyse, özellikle kriş – kolon bağlantılarında kırılma yoksa artçı depremlerde en güvenli yerlerden biri de binalardır. Şunu da bilmekte fayda vardır. Bu tür depremlerde artçılar bir yıldan fazla sürebilir. Marmara depremi akabinde 3145 tane artçı deprem meydana gelmişti.
            Netice olarak; Van depreminin dokuzuncu yıl dönümünde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, sakat kalıp ahir ömrünü zor şartlar altında sürdürmek durumunda kalan afetzedelere şifalar, sevdiklerini zamansız toprağın kara bağrına bırakanlara sabrı cemil dilerken, ‘’Çan çene çon çene çin çini çon çene – yazın yatanı kışın büvelek tutar’’ (eflatun) sırrınca temel afet bilinçlenmesi noktasında bilgiyle beraber İLGİNİN oluşmasını temenni ederim.
Duyarlı bir sivil savunmacı olarak olası afetlerin, kazaların önlenmesine katkı anlamında arzu edildiği şekilde topyekün görülemeyen ilgi içinde üzülüyorum. Niçin mi? Çünkü şehirler değişse de görüntüler pek değişmediği için… Bu arada her ne kadar koranavirüs depremin önüne geçip unutturmaya çalışsa da unutmayalım ki deprem daima uyanıktır.
    *
VAN AĞLADI BEN AĞLADI
Bir öğle vakti geldi deprem,
Eşimi, çocuklarımı aldı deprem
Kıyamet mi kopacaktı, bilmem
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!

Kızımın yakında düğünü vardı
Gelinlik beğenirken kefen aldı Çeyizleri sandıkta ütülü kaldı
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!
  Günlerce enkazın başında durdum
Yavrumun resmini sokakta buldum
Hemen alıp, öperek koynuma koydum
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!

Ölene mi yanayım, geride kalana mı?
Gelen çadırları kamyondan çalana mı?
Yoksa soğukta sokakta donana mı?
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!

Hiç hesapta kitapta yoktu deprem,
Yaşantımız alt üst oldu birden
Feryat etsem de gelmiyor giden
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!

İlahi adaletinden sual olmaz Allah’ım
Her duada gözyaşlarımla sana arzım
Kasten suçu olanlarında çekmesi lazım
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!

MAHİR derdine ortak olabildi mi?
Akan gözyaşını şiiriyle silebildi mi?
Senin diyemediğini, o diyebildi mi?
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı!
                         (23.10.2011-05.00)

MAHİR ODABAŞI
ÇORUM İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ
SİVİL SAVUNMA UZMANI
iletişim: mahirodabasi@gmail.com

Bir Cevap Yazın