Toplumumuzun tek bir kalıba sığdırdığı ve sıradan  gördüğü fakat en mühim meselelerdendir.
Sanıyoruz ki helâllik yalnızca ölmek üzere olan hastalardan yada sadece bize iyiliği bulunan ve emek veren, çoğu kez de tanıdığımız kişilerden istenir. Oysa bu bilenenlerin yanı sıra birde bilinmesi gerekenler var. Misal; hastanede bir çok kişiyle aynı sırada bekliyoruz,  hadi bir kurnazlık yapıp önce ben gireyim düşüncesiyle hareket edersek, oradaki herkesin hakkına girmiş oluruz. Peki bu durum helâllik gerektirmez mi? O an orada kim hangi sıkıntıyla bekliyor bilemeyiz ve bilmediğimiz durumu önemsemeden hareket ettiğimiz de helâllik yükünü çoktan yüklenmiş oluruz.
Yine başka bir örnek verelim. Sınavlarda veya herhangi bir müessese de varsayalım ki güç bizdedir, o an tanıdıklarımıza torpille şöyle bir  el atalım çabasında olursak hiç tanımadığımız onlarca emek veren  insanların hakkına girmiş olmaz mıyız?  Peki bu da helâllik gerektirmez mi? Herhangi bir hatadan dolayı kişiyi yalnızken uyarma şansımızı  toplumun içinde kullanarak rencide ettiğimiz o insanın da hakkına girmiş olmuyor muyuz? Ve böyle nice örnekler mevcut öyle değil mi?
Hak ve helâllik en ince çizgide yol alır. Bir çift sözün dahi gönülde yükü kalır, onu da ancak helâllik hafifletir. Her konunun bir başlığı vardır sonra başlıklar maddelere ayrılır ve maddelerde şıklar belirir. Eğer biz helâlliği tek bir başlık olarak yaşar isek “kul hakkı” omuzlarımızı daima ağırlaştırır, ne zaman ki içeriğine de aynı hassasiyeti gösteririz işte o zaman kazanan biz oluruz.

Bir Cevap Yazın