DENGE

Yüce yaratıcı dünyayı muntazam bir denge üzerine kurmuştur. Bu denge sağlanmamış olsaydı canlıların yaşama imkânı olmazdı. Her yıl ne kadar fare dünyaya geliyorsa ona mukabil kedi dünyaya gelir. Şayet bu nizam olmasaydı dünyayı ya kediler ya da fareler istila ederdi. Dünyayı gözlemlediğimizde hayatın her alanında bu denge unsurunun ortaya çıktığını görüyoruz. Bu noktada en çok göze çarpan örnek insanın bizzat kendisidir. İnsan doğar, yaşar ve nihayet ölür. Diğer bir ifade ile bir bebek dünyaya gözünü açarken bir baba dünyadan ayrılmak üzere gözünü kapar. Yani bebek yavaş zirveye tırmanmaya çalışırken, baba da yine aynı yavaşlıkta zirveden inmeye hazırlanır. Bu durum üzerinde özel olarak düşünülmesi, kafa yorulması gereken bir sır perdesidir.

Son baharda dökülen yaprakların çok önemli bir ekolojik (çevre) denge oluşturduğunu hepimiz biliriz. Çünkü yere düşen o yapraklar birçok canlı için çok önemli bir besin kaynağı olurlar. O yapraklarda böceklerin, mantarların, bakterilerin yararlanabileceği besin maddesi bulunur. Aynı zamanda ağaçlarda kökleri vasıtası ile bunları tekrar geri alırlar. Yani yapraklar günü gelince ZİRVEDEN DÜŞER ve yine zamanı gelince tekraren değişime uğrayarak zirveye çıkarlar. Diğer taraftan böcek börtük birçok canlı hayatta kalabilmek için ağaçlardan düşen bu yaprakların altına saklanırlar. Bu tür canlılar için yapraklar adeta sığınak vazifesi görür.

‘Ağılda oğlak doğsa, tarlada ot biter’ sırrınca her canlının rızkı gelir. Başka bir ifade ile dünya geniş ve herkese yetecek kadar nimet vardır. Ancak insanoğlunun ’bahçem kadar yağmur / pencerem kadar güneş / hepsi bizim olsun / gerisine karışmam kardeş’ misali aç gözlülüğü, hırsı, tümüne sahip olma emeli veya ekolojik dengenin kendi eliyle tahrip edilmesi doğrultusunda telafisi mümkün olmayan dengesizlikler oluşur. Bunun yansıması olarak ta savaşlar ve diğer afetler meydana gelir.

Netice olarak dünyanın bir köşesinde birileri zevkten tabak kırarken, diğer köşesinde açlık, susuzluk, sefalet içerisinde hayata tutunmaya çalışan dolaysıyla tabağına koyacak bir tas çorba bulamayan, doğarken ağlayan, yaşarken ağlayan biçare insanlar gözümüze çarpmaktadır.

GELİR – GİDER

Hüzün gelir – neşe gider
Nefret gelir – sevgi gider
Yalan gelir – doğru gider
Menfaat gelir – dost gider
Gölge gelir – güneş gider
Paylaşım gelir – kin gider
Aç gelir – tok gider
Kuma gelir – eş gider
Dünürcü gelir – kız gider
Gelin gelir – oğlan gider
Bebek gelir – uyku gider
Okul gelir – çocuk gider
Sınav gelir – öğrenci gider
Hastalık gelir –sıhhat gider
Ambulans gelir – yaralı gider
Azrail gelir – can gider
Zam gelir – para gider
İsraf gelir – tasarruf gider
Selam gelir – kelam gider
Rakip gelir – koltuk gider
Yalaka gelir –güven gider

Sadaka gelir – bela gider
Kurban gelir – koç gider
Fare gelir – böcek gider
Kedi gelir – fare gider
Tazı gelir – tavşan gider
Kaplan gelir – kurt gider
Kurt gelir – at gider
At gelir – eşek gider
İnek gelir – ot gider
Hırsız gelir – mal gider
Dizi gelir – sohbet gider
Mektup gelir – pul gider
Telefon gelir –mektup gider
Apartman gelir – komşuluk gider
Koranavirüs gelir – Huzur gider
Maske gelir, mesafe gelir__ Virüs gider

MAHİR ODABAŞI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s