Yaşlılık Sosyolojisi | TarihNeDio
“SANA BAKARAK ÖLMEK İSTİYOR CANIM”

Hani maviyi çok sever bazılarımız ben gibi yani. Mavi Yalnızlıktır, üzüntüdür, bağlılıktır ve birazda umuttur sanki. Mavi giyenler hoşgörülüdür, anlaşma yanlısıdır. Çevreleri ve kendileri ile barışıktırlar. Az ile yetinmeyi bilirler. Nereden biliyorsun diyenlere tek cevap; KENDİMDEN…

Her insanın ilk adımından başlayan koşabilmek arzusu bazen kişileri en anlamsız hale sokabiliyor. Buna hırs deniyor, daha ileri gidersek ego diyenlerde var elbet. Bu tip insanlar dünyanın hayat denen bahçesinden çiçekler topladığını sanırlar ama yanılırlar. Aslında acıdır topladıkları, biraz bela ve çokça bedduadır. Siz onlara benzemeyin.

Oysa ben bu yaşıma kadar umut dolu çiçekler toplamaya çalıştım. Araya acılar, kederler, özlemler karıştı elbet. Hayatımdan kaybolup gidenler ve hala bulamadıklarım oldu. Ama o sıkıntıları da sessizce bertaraf etmeyi başardım. Elimden geldiğince iyi olmaya çalıştım. Acılarına derman dertlerine çare olmaya çalıştım. Anamım dediği gibi yani “ NE EKERSEN TARLAYA ONU KOYARSIN ÇORBAYA” mantığıyla ne tavuğuna kışt dedim, ne de karıştım tatlısına.  

Ve hayat okulunda kitaplar okudum sonra. Adam olma yolunda bir adım daha attım. Ama okuyanları gördüm sonra her okuyanın adam olamadığını fark ettim. Adamlıktan önce insan olmayı atladı birçoğu. Oysa ben adıma leke gelmesin diye elimden geleni yaptım. Yani hala papatyalarım bembeyazdır benim. Kirlenmedi hala. Karaya bulaşmadan, Beyazı kirletmeden yaşamaya devam…

Herkesin bir rengi vardır unutmayın. Renginiz her ne olursa olsun ama yüzünüzün yönü her nefes güneşe dönük olsun kalemdaşlarım. 

Yazımı sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum. “ Ne renk seviyorsan sevin ama siz içinizdeki renk’ e güvenin. Unutmayın ki Ebemkuşağı bile yedi renk…

Her Nefes Mutlu, Her Yaş Umutlu Ama Dem Şiirle Kalın…      
                                                                                                                                                         Saygılarımla


Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz
11. EYLÜL. 2020

 

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın