Hiçbir şeye yetemez olduk. Hiçbir şeyden tat alamaz…

 Kapalı duvarlar ardında hiç gelmeyeceğini bildiğimiz gönenç beklemekte gözlerimiz.

“Elbet bir gün” diye diye bir ömür tüketti dillerimiz.

Her gece hayaller kurduk,

Elini omzumuzda hissedeceğimiz bir güç bekledik.

“Bugünün yarını da var”, ”buda geçsin, bunu da atlatalım” diye diye bir nefis yok ettik kendi gözlerimizin önünde.

Işıkları kapattık, karanlığa hapsettik ruhlarımızı.

Perdelerimizi çektik en sonuna kadar.

Açmadık televizyonları, dergileri, telefonları.

Kimse görmesin, kimse bilmesin istedik bu aydınlığın altında ki kargaşaları.

Büyük bir ihtimamla içimizde sakladığımız çocuğa tıkadık kulaklarımızı.

 Erteledik ne varsa…

En güzel zamanlarımızda yükler bıraktık sırtımıza; bir ömür taşıyacağımız.

Avuç içi pencerelerden, daracık balkonlardan, apartman altı dairelerden küçücük bir güneş zerresine hasret kaldık.

Bekledik, hep bekledik. Güneşli günlere dair ümitler biriktirdik zamanın her bir köşesinde.

Nefsimizi çürüttük bile isteye, kıstık ruhumuzu her melodiye.

Korktuk.

Her gün daha çok korktuk.

Gülmeyi haram, ağlamayı helal kıldık benliğimize.

Bilmezdik biz.

Kuştüyü hafiliğinde geceler ağırlamayı…

Bilmezdik biz.

Eli şekerli gündüzler karışılmayı.

Şimdi içimizde derin bir ruhani savaş bitmek bilmeyen.

Dalımız, taptaze bir çiçekken kırıldı bizim.

Yuvasından düşen serçe misali kaybettik kimliğimizi.

Biz belki de hiç kimliğimizi bulamadık ki?

By emelmengebulut

Yazacak şeyler varsa dedim kendime, yaşanacak şeyler hep vardır.

Bir Cevap Yazın