benim küçük kadınım

Küçük kadınım…

Sen… Benim küçük kadınım…

Ruhumun tozlu rafları arasına sıkışıp kalmış hayalperest benliğim.

Ne zaman çıkaracaksın kendini sakladığın zamandan.

Biliyorum, gizlendiğin yer öyle güzel ve güvenli ki.

Ama bak herkes bize bakıyor.

Üzerinde dolaşan gözleri fark etmiyor musun?

Sesleri de mi duymuyorsun?

Gerçeklerden söz ediyorlar, günümüzden, gelecekten.

Unutulan geçmişten neden söz etmiyorlar peki?

Sen neden halen oralarda dolaşıyorsun ki?

Gel hadi bizi bekliyorlar.

Sahteliklerle dolu bir çağdan,

İnsanların birbirlerini aldattığı,

Güçlülerin güçsüzleri bastırdığı,

Gösterişin içinde kaybolunduğu,

Acıların saklanılıp, üzerinin toprakla örtüldüğü bir çağ bu.

Gitmek istemiyorsun…

İnsanları görmüyor musun; bir sürü halinde aynı yöne gitmekteler.

Daha ne zamana kadar kimsenin olmadığı yollarda sürüklenip gideceksin.

Korkuyorsun, bende korkuyorum.

Beynimin içi tam olarak bir, “masal yeri”…

Annemin her gece başımın ucunda anlattığı hayaller ülkesi.

Burası neden oraya hiç benzemiyor peki; her yer karanlık.

Oysaki orası ışıklar içinde, iyiliklerle dolu, rengârenk bir düş cennetiydi.

Burada neden kimse gülmüyor birbirine.

Herkesin elinde bir küçük alet, kafalar hep önde.

Kimse, kimseye neden iyi dileklerde bulunmuyor.

Küçük kadınım.

Şuraya bakmalısın; kavgalar var, itip kakışmalar, ağızdan çıkan kötü sözler.

Burası neresi yahu.

Modern çağ dedikleri bu mu gerçekten.

Şu sokakta ki çifti görüyor musun?

Hey ne oluyor orada…

Neden birbirinize tekmeler savuruyorsunuz böyle.

Köşe başında ağlayan bir çocuk…

Sana ne oldu…

Umutların mı yıkıldı…

Bu yaşta mı?

Uçurtman nerede senin?

Benim yaşadığım yerde hep bir uçurtma taşır çocuklar.

Aynı anda göğe bakar.

Aynı anda koşarlar, korkusuzca ıslak çimenlere.

Her şey çok farklı benim bildiğimden.

Gitmek istiyorsun, sanırım bende…

Beynimizin içine dönmeliyiz.

Kapat ruhunun perdelerini.

Bırakalım biz var olanları, var olması gerekenleri düşleyelim.

Silebilir misin bunları hafızandan…

Unutabilir misin?

Peki, hiç olmamış gibi yeniden devam edebilir misin?

Haklısın, bakma bana öyle.

Hiç gelmemeliydik buraya, hiç görmemeliydik.

Acilen toplanmalıyız.

Bir rüya gördük belki de…

Kafam öyle karışık ki.

Nasıl olur;

Bu kadar kötülüğün içinde; böyle rahatlıkla nasıl nefes alabiliyorlar.

Kimse görmüyor, gördüklerimizi…

Hissettiklerimizi kimse hissetmiyor.

Kokuyor burası.      

Lağım kokusu gibi bir şey…

Evet, tam orada…

Bir çukur da birikiyor her şey.

Dürtüp durma beni.

Kardeş kardeşin sırtına vuruyor, çocuklar ağlıyor, kadınlar ölüyor, insanlar birbirlerini dövüyor, ellerinde bir kâğıt parçası bazıları başlarını sema ya kaldırmış dualar ediyor.

Ne ki o ellerinde taşıdıkları kâğıt parçası da öyle; önemli bir şey olsa gerek.

Savaş mı burası.

Ne için; düşmanlar nerede o zaman.

Anlayamıyorum.

Küçük kadınım…

Yüreğimin tam ortasına hiç bilmediğim bir şey oturdu.

Sanırım bir an önce gitmeliyiz.

Bakma arkana…

Başka bir şey daha görmeden gitmek istiyorum bir an önce.

Ruhum sıkışıyor, karnımda bir ağrı, terliyorum, boğazıma tarifsiz bir yumru çakılmış gibi.

Ne oluyor bana böyle.

Hey!

Küçük kadınım uyuyor musun?

Neden kapattın gözlerini…

Hiç gelmemeliydik buraya…

Özür dilerim…

Hepsi benim suçum.

İyi olacaksın, zamanla sileceğiz hafızamızdan bütün gördüklerimizi.

Geldik, bak çok az kaldı…

Kapattım kapıları…

Artık baş başa kaldık bak.

Beynimizin içindeyiz yeniden…

Burası daha güvenli…

Yara bandı sarmalıyım ruhuma…

Yeniden saklanmalıyız, tozlu raflar arasına…

Geçecek… Her şey geçecek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s