Althusser, Yanılgılar ve Gazzali

louis althusser

Doğuş FURAT

Louis Althusser 20. yüzyılın en iddialı olmasa da en muhafazakâr Marksist figürlerinden biriydi. İddiaları vardı var olmasına fakat bu iddialar kendisi dışında kimsede, öğrencilerinde bile (özellikle Poulantzas ve Foucault) karşılık bulmuyordu.

Peki, bu yazının başlığında neden Gazzali’nin olduğunu merak edenleriniz varsa -karşılık bulur mu bilmiyorum ama- önemli bir iddia ortaya atıyorum: Gazzali, çağında İslam ile felsefe arasında nasıl bir kopuş yarattıysa Althusser de Marksizm ile felsefe arasına epistemolojik bir kopuş ortaya koydu. Gazzali, çağında İslam filozoflarının, özellikle Mutezilecilerin İslam’ı yanlış yorumladıklarını, vahyin akılla anlaşılamayacağını söylerken, tırnak içinde Kuran ve Sünnet’e dönüş ile bir öze dönüş trendi ortaya koyarken Althusser de Lenin ve Felsefe adlı eserinde Marksizm’de öze dönülmesi gerektiğini savunup Frankfurt Okulu ve Batı Marksizmi -görünürde fakat bilimsel sosyalizm ile arka planda- arasına bir set çekti.

Gazzali, çağında fikirlerini kabul ettirme başarısını elde etmişti. Dönemin patronaj devlet zoru Gazzali’nin yanında yer aldı ve özellikle Mutezile düşünürleri, tabiri caizse bir cadı avı başlattı. Gazzali’nin fikirleri merkeziyetçilikle arasındaki diyalektik bağın kuvvetiyle dönemin İslam ülkelerinde medrese ve kültür çevrelerinde başat bir rol oynadı.  Bu nedenle hala İslam ülkelerinde -en seküleri olanda dahi- akla karşı tezler geliştirecek kadar pozitif insan davranışını hedef alan düşünürlerin olduğunu bilmek bizi şaşırtmıyor.

Gelelim Althusser’e. Althusser’e göre Marx, “Filozoflar bugüne kadar dünyayı anlamaya çalıştı, oysa onu değiştirmek gerek.” tespitinden hareketle felsefeyle arasına epistemolojik bir kopuş koymuştu. Felsefenin, yerini artık bir bilime dönüşen tarihe bıraktığını ve bunun da diyalektik materyalist bir anlayışla gerçekleşeceği savında bulundu. Üstelik Althusser’in bir de Genç Marx ve Olgun Marx ayrımı söz konusu olunca giderek Batı Marksizminden uzaklaşıp Ortodoks bir Marksizme doğru yol aldığını görüyoruz. Genç Marx – Olgun Marx ayrımı kanımca 20. yüzyılda Sovyet tecrübesine karşı gelişen muhalif Marksist çevrelere verilebilecek en kısa yollu cevap olacağından Althusser bu ayrıma sarılıyor. Oysaki Genç Marx –  Olgun Marx ayrımı diyalektiğin doğasına aykırı bir ayrımdır. Çünkü kişi sürekli gelişen ve değişen bir varlık olduğundan ve bu değişim ve gelişimi geçmişten gelen sınıfsal durumun bir tür sentezi olduğundan, bu ayrım Marksizmin doğasına aykırıdır. Evet, Marx 1844 El Yazmaları’ndaki Marx değildi yaşamının sonlarında ama onun da pek yabancısı olduğu söylenemezdi.

Felsefeden epistemolojik kopuş konusuna gelecek olursak; Marx’ın, “Filozoflar bugüne kadar dünyayı anlamaya çalıştı, oysa onu değiştirmek gerek.” sözlerini Althusser’in algılama biçiminin FKP’nin Sovyet çizgisini sürdürme politikasını entelektüel çevrede savunmaya geçme gereğinden kaynaklandığını görmek dönemin Sovyet kuşatılmışlığı, Polonya ve Çek ayaklanmalarını düşününce hiç de uzak bir ihtimal olarak gelmiyor. Aslında reel politik atmosferde felsefeyle arasına epistemolojik kopuş koyan tek ülkede sosyalizm teorisini diğer ulus KP’lerine dayatan Sovyet sosyalizmidir. Bu noktada Gazzali’nin sahip olduğu devlet patronajından Althusser de kendi çağında bilerek ya da bilmeyerek bir destek görmüştür.

Fakat tarihsel anlamda bu iki düşünürün belirli anlamda felsefeye açtığı savaş Gazzali için yüzyıllardır maç skoru diye yazılırken Althusser için bu durum geçerli olmamıştır. Çünkü Marksizm’in bilimle ilişkisi bir etiket ilişkisinden çok, onu felsefeye geri getiren, nesnelerin dünyasından alıp insana, yani yaratıcısına yeniden teslim eden bir diyalektik materyalist ilişkidir. Althusser çamura batmıştır çünkü ne Marx ne de Marksizm felsefeyle arasına asla epistemolojik bir kopuş koymamış, onu burjuva ahlakının yasalarından kurtarmıştır. Filozofların dünyayı bugüne kadar sadece yorumlamış olması tam da bu burjuva ahlakını belirtir.

Kaldı ki Marx’ın cümlesini dilbilim açısından da değerlendirdiğimizde filozoflara bir çağrı olduğunu görürüz. Onu düşünmek bir yabancılaşma belirtisidir çünkü Marx’a göre dünya bir taş yığını, galakside küçük, mavi bir küre değil, insanlığın kolektif emeğinin ürünüdür. Çünkü onun bir tarihi vardır. Kapitalist düzende üretici nasıl ki emeğine ve emeği neticesinde ortaya koyduğu ürüne yabancılaşıyorsa felsefe de bundan nasibini almış olmalıdır. Kısacası Marx’ın “Filozoflar bugüne kadar dünyayı anlamaya çalıştı, oysa onu değiştirmek gerek.” sözleri Sokrates’in teslimiyetçiliğine bir lanet, Platon’un mağarasını ateşe verip Devletinin acziyetini ortaya koyan yakın çağ Prometheus’unun sesinden başka bir şey değildir.

Yazar İletişim: furatdogus@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s