Ah gözlerim… Bakarken haya eden, kirpiklerime utangaçlığını gizleyen gözlerim…
Sahi elimi kolumu koyacak yer neden bulamıyorum? Neden tüm uzuvlarım yönünü şaşırmış gibi? Bak avuçlarım da terlemiş. Ne oluyordu bana böyle?
Kaçamak bakışlarıma müsaade ettiğim de anlamıştım olan biteni…
Öylesine özel bir andı ki; gözlerim nicedir yolunu gözlediği gözlerle buluşmuştu…
İnsan, düşünmeden de düşüncelerde kaybolur mu? Peki ya bir bakış bu kadar zengin olabilir mi?
Bakışlarıyla gönlüme sarılırken, nasıl da hissetmiştim sıcacık sevgisini. Merhameti sinmişti üzerime ve doyasıya güven kokuyordu… Tebessümü şefkat inşa ediyordu. Heybeti ise aile oluyordu bana… Fırtınalar kopsa da umurumda değildi, çünkü sığınmıştım huzur dolu limana. Sen, ben sözcükleri veda ediyordu dilime… Artık alfabe “biz” kelimesinden ibaretti sanki. Sağım da ne vardı bilmiyorum, solum da neler oluyordu görmüyorum, ortam mı nasıl? Anlayamıyordum… Peki ya gürültü? Duymuyordum..
O an her şey soyutlaşmıştı… Yalnızca onun varlığını hissediyordum, bir de göz göze geldiğimiz de kalbimde uçuşan kelebekleri…
Bir adam mevsim olabilir mi?
Elbette….
Aynı anda tüm güzel duygularım çiçek açıyorsa, kuşlar içimde coşkuyla kanat çırpıyorsa, gönlüm şelâle olup akıyorsa, gülüşlerim ise yeşilin her tonu ile dans ediyorsa, gözlerine bakarken yüreğim de gökkuşağı oluşuyorsa ve benliğim onunla manâ buluyorsa; bu adam tüm mevsimleri kucaklayabileceğim İlkbahar’ım değil midir benim?
Nurşen Yayla

Bir Cevap Yazın