ŞİİR VE VAROLMAK | İlim ve Medeniyet

Bizler yaşları az geçkin, ama hala biraz keskin ve biraz da bıçkın delikanlılarız. Bu yaşa kadar çok sevdik sandıklarımız oldu. Hani hayatta üç sandık vardı ya. Buda onlar gibi işte. Sevdik sandıklarımızdan yani. Sevdanın koluna girdiğimizi sandığımız zamanlarda da çok acı çekmişiz meğer. Anlayacağınız, hüznün koluna girmişiz meğer. Kol kola gezdiğimiz sevda bizlere hüzün ve acı getirecek ama güzel günleri götürecekmiş bilemedik.

Kimi zoraki bir gülüş, kimi ağlayarak bir ömür sürüştür künyemize kazınan aslında. Yüreğimizdeki sevgi, bedenimizdeki ateş ve ruhumuzdaki kaçışla aşk’ı kovalarız umarsızca. Kovalarız da yakalayabilir miyiz bilemeyiz. Yakalandığını sandığımız günlerin masalı bu size anlattığım aslında.

Oysa bizler yaşı az geçkinler sıcacık bir merhaba umarız hayattan. Gelirse biliriz başımızın üstünde yerinin var olduğunu. Günaydınlardan küçük bir tebessüm umar, gecenin siyah kelepçeleriyle korkulara dolanırız. Yani korkarız senin anlayacağın. Aydınlıklardan kaçar karanlıklarda ömür tüketiriz. Tükeniriz azar azar. Masalımsı bir sevda bu, size anlattığım. Ne garip, ne tuhaf bir sevda. Yaşandı mı yaşanmadı mı belli değil. O zamanlar Havva mı suçluydu Âdem mi bilemedim işte. Masal ya biraz saçma işte.


Sana her mektubumda bu nasıl bir sevda ki kavuşmak imkansız diyordum. Sende bana hep uzaklıkları yakın eden bir sevda bu, zamanı durduran bir sevda diyordun. Doğruymuş. Hatırlar mısın? Gizlice buluştuğumuz bir tepe vardı hani koca Çınar ağacının altında uzanırken, Hani bana bir masal anlat dediğinde sana dedemin küçükken bana anlatığı kezban ile çaban Hüsonun masalını anlatıyordum ya, meğer o masal bizimmiş. Ben sana ikimizin hikayesini anlatıyormuşum. Zengin herife kaçıp da sonradan görme olan kezban sen, önce çoban sonra iş sahibi olan Hüseyin benmişim.


Şimdi masal bitti işte. Masalcı baba masal anlatmayı bitirdi. Zaten tuhaf olan sevdalar kurumuş topraklara benzermiş ve yağmura hasret yaşarmış yıllarca. Aynı biz gibi.



Şiirbaz
14. Nisan. 1994

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın