Bizler yürekleri yorgun, yaşları kırkları geçkin, sevdayı kovalamaktan bitkin, ihtiyar delikanlılarız. Her birimiz ayrı can her birimiz ayrı kanız. Kimimiz ilk gördüğünle evlenmiş, kimimiz sevdim sandığından kelek yemiş, kimimiz hayata küsmüş, kimimiz aylarca sevdanın peşine koşmuş nadir mutlu olmuş insanlarız.


“Puslu bir geceyi aydınlatan yolunu şaşırmış üç – beş ateş böceği,
Yaşanılanlarla yaşamayı çoktan unutmuş birkaç tane bedevi.”


 Şimdi her birimizin bir sevdası var. Ölümüne sevdiğimiz, uğruna öldüğümüz sevdalarımız yani. Şimdi ne kahpe rüzgarlara veririz yaprağımızı nede unuturuz yeminimizi. Öylesine yapışmış ki dallar ve yapraklar kopartabilene aşk olsun. Artık kimin dal, kimin yaprak olduğunu iyi biliyoruz. Ne dalsız yaprak ne de yapraksız dal oluyor artık.


Bizim sevdalardan uyanalı çok olmuştu. Artık sevda hikâyeleri dinlemeyeli yani. Artık başrollerde dal ve yapraklar vardı. Uykularımızın adları değişti çoktan. Şimdilerde geçim sıkıntısı uykusu, okul masrafları uykusu var. Bir gece birinin, bir gece diğerinin sonsuzluğunda kaybolup gidiyoruz artık. Ne gariptir ki kendimizi kuşatma altında ki bir ordunun komutanı gibi görüyoruz çoğu zaman.


Ulan diyorum meğer ne çok askerimiz varmış bizlere ihanet eden…


Her yaş ÇOCUK, Her dem GÜZEL, Her nefes DOST kalın ve lütfen hep böyle kalın…

Şiirbaz
19. Temmuz. 1995

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

2 thoughts on “KUŞATMA ALTINDA Kİ BİR ORDUNUN KOMUTANI”
  1. Keşke her dem hiç ezilmemiş gibi yarasız kalkabilsek düştüğümüz yerden keşke güzel bir olumlama söylemesi kolay uygulaması zor…

    1. Sanırsam öyleydi o zamanlar ki düşüncelerimiz. Ama hayat önce yürümeyi öğretiyor sonra konuşmayı

şiirbaz -emre vehbi alkan için bir cevap yazın Cevabı iptal et