Günlerden bir bahar akşamıydı. Hava kararmıştı, küçük kızın ruhu gibi. Annesi Ayşe Hanım ve yaşlı ninesi Hacer Sultan ile birlikte oturuyorlarken elektrik gitmişti. Küçük kız annesine midem bulanıyor diyip duruyordu. Nerden bilebilirdi ki o yaşında içine bir sıkıntının yerleştiğini, kötü hissediyorum demeyi? Midem bulanıyor diyip geçmişti işte. Annesi kızı başından atmak için yatağa yatırdı ve nineyle beraber camdan dışarıya bakmaya başladı. Derken yoldan bir asker arabası geçti. Nine kendi kendine: “Benim oğlum da yakında askere gidecek.” dedi. Torunu 17 yaşındaydı, gençti daha. Ruhu çocuktu. Çabuk kırılır çabuk barışırdı. Kızmayı bilmezdi. Kırmayı beceremezdi. Böyle bir çocuktu işte ninenin torunu. Derken telefon çaldı ve torunun hastaneye kaldırıldığını,durumunun ağır olduğu söylenildi. Küçük kızın mide bulantısı gidip bir anda boşluğa yayılmıştı. Bir balonun gökyüzünde serbestçe uçup en sonunda patlayınca içindeki havanın gökyüzüyle karışıp yok olması gibi. Her ikisinde de oluşan o patlamayı kimsecikler duymamıştı, hiç kimse de anlamayacaktı.
Çocuğun beklediği yıllar, daha göreceği güzel günler vardı,olmadı. Hastane koridorlarında dolaşırlarken küçük kız etrafındaki insanların da halini gördükçe kendini tutmakta zorlanıyordu. Herkes bir köşede gözyaşı dökerken kolay mıydı kendi gözyaşını içine akıtmak,içindeki yangını bu küçük damlalarla söndürmeye çalışmak? Değildi. Ama bunu başarmaya çalışıyordu. İnsanın en zor anlarında bile umut vardı. Yeter ki insan onu aramalıydı.
Oradaki teyzeler, amcalar kocaman insanların hatta erkek çocukların bile ağladığını görüp küçük kızın düz bir ifadede olduğunu görünce dayanamayıp laf atıyorlardı:”Kıza baksana! Herkes ağlıyorken o susuyor. Demek ki abisini o kadar da sevmiyor!” Kız bunları duymayı beklemiyordu.Öyle ya! İnsanoğlu hep umuda sarıldığında yaralanır. O zamandan anlamıştı işte insanların nasıl düşündüklerini, nasıl olayları farklı yerlere çekme kabiliyetlerinin olduğunu. O zaman da her zamanki yaptığını yaptı: Sustu. Bir daha konuşmamak üzere sustu.

Işte biz insanlar her zaman karşımızdakini yargılarız. Ama kendimizi bu yargılamanın hep dışında tutarız. Her şeyin hakimi oluruz da daha kendimize hüküm veremeyiz. İşte biz insanlar hep böyleyiz.Geç anlarız gerçeği, geç anlarız gerçeğin kıymetini. Herkese geç kalırız da kendimizi hep erkene alırız. Biz, kalabalıklaştıkça yalnızlaşırız. Biz, hep biz…

Bir Cevap Yazın