Hakikatin Savaşı

Irkçılığın yaygın olduğu zaman diliminde siyahi bir aile yaşıyordu. Kimselere zararları yoktu belki ama toplum tarafından hiç kabul görülmüyorlardı. İnsanlar alışmıştır bir kere her şeyi gördüklerinden ibaret saymaya, kendi dışındakileri hor görmeye, dışlamaya. Yine öyle bir zamana denk gelmişlerdi işte.

Bu aile üç kişiden oluşuyordu: Anne, baba ve oğul. Hayatın ve bu yaşadıkları kasabanın akışına ayak uydurmaya çalışıyorlardı. Yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmışlardı ve mecburen bu kasabaya gelmişlerdi. Toplum tarafından siyahi oldukları için dışlandılar. Bu aile kasabaya adım attıktan sonra bir sürü kötü şey de başlarına gelmişti. Ekinler kurumuştu, ürettikleri besinlerin verimi azalmıştı ve gelirlerinde sıkıntılar yaşanmaya başlamıştı. Herkes bu aileye bağlıyordu tüm kötülüklerin sebeplerini. Düşünmeden yargılıyorlardı ama onlar kendi hayatlarına bakmaya devam ediyorlardı. Başka ne yapabilirlerdi ki? Anlatsalar anlayacaklar mıydı, anlayışlı olacaklar mıydı? İnsanlar da at gözlükleri takmış bir canlıdır. Her şeyi gördüğünden ve bu gördüklerini de bildiğinden emin sanır. İşte bu yüzden de hep yanılır.
Bu düşüncelerin yaygın olduğu bir günde bu kasabada bir cinayet işlendi. Çok saygın bir ailenin oğlu öldürüldü. Her şey bir anda olmuştu ve kimse hiçbir şey bilmiyordu. Herkesin kafasındaki soru işareti “bunu kim,niye yapsın?” idi. Yaşanan tüm olumsuz durumların üstüne bir de bu eklenince artık toplum kendini aştı ve elinde hiçbir somut delil bulunmadığı halde bu ailenin oğluna suç attı. Görüldüğü üzere toplumumuzda saygın görünen güçlü zannedilir. Eğer birine saygı duyulmuyorsa o kişi güçsüz kabul edilir. Bu aileye de saygı duyulmadığı için ne kadar çabalasalar, kendilerini ifade etmeye çalışsalar da boşunaydı. Büyük kesim kararını vermişti bi kere. Çocuğu aldılar ve elektrik yüklü bir makineye bağlayıp işkence edecekleri yere koydular. Çocuk on dört yaşındaydı daha. Nerden bilebilirdi ki o eziyetlere maruz bırakılacağını? Hayat düşündüğü kadar masum değildi. Ve onu oracıkta katlettiler. Onlar da intikam aldık zannettiler. İşte tam burada kaybettiler. Ünlü bir avukat bu işin peşini bırakmadı ve yıllar sonra araştırmalarına başladı. Aslında bu küçük çocuğun suçsuz olduğu, ve saygın ailenin çocuğu anne babasının baskısından dolayı intihar ettiğini ortaya çıkardı. Ailesi mi ? Her şeyi biliyordu. Sadece suç bastırmak için herkes tarafından nasıl olsa hor görülüyor diye o küçük çocuğu yapıyor göstermişti. Çünkü biliyorlardı ki halk cahildi, halk sorgulamazdı, halk denileni hemen kabul eder, inanırdı. Evet yıllar sonra gerçek gün yüzüne çıkmıştı belki ama o küçük masum çocuk için her şeye geç kalınmıştı.

Demem o ki biz insanlar her zaman güçlü görünenin yanında durmaya çalışırız. Zannederiz ki güçlü olan doğru olandır. Hiç sorgulamayız. Alışmışızdır bir kere rahatlığa, hazıra konmaya. Alışmışızdır bir kere farklı insanların algılarıyla yönlendirilmeye, kendi algılarımızı bir rafa kilitlemeye. Bundandır ki sorgulamıyoruz, asıl gerçekleri göremiyoruz, insanlara bakış açımızı değiştiremiyoruz, doğruları fark edip o tarafta ilerleyemiyoruz. Doğrular da bir muma benzer. Karanlıkta yönünü gösterir, ışık saçarak etrafını belirginleştirir. Eğer doğrulara geç kalırsak sonumuz da bu cahil halk gibi kesinleşir.
Yani söylemem o ki,
Doğrular; bu hikayedeki gibi bir zaman dilimi içerisindedir, onlara geç kalmayın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s