ŞİİRİN SULTANLARI

Bilindiği üzere Osmanlı padişahları ”bir devre hükmetme” ifadesini tam anlamıyla doldurmuş kişilerdir. Cihana hâkim olma, bir devleti yönetme, topraklarını genişletme anlamında tam bir siyaset erbabıdır her biri kendi devrinde. Babadan oğula neredeyse meslek aktarımı gibi padişahlığı daha beşikte öğrenmişlerdir, desek abartmış olmayız. Hep siyaset mi? Elbette hayır ! Koca cihana hükmeden sultanların yürekleri şiir naifliğindeydi aynı zamanda. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman,Yavuz Sultan Selim Han… Daha adını sayamadığım niceleri… Yazılması hüner isteyen divan şiirinde her birinin kalemi, mürekkebe aşıktı bir anlamda. Biz bu yazımızda Fatih Sultan Mehmet Han’a kulak vereceğiz.

Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı devrinde 28 yıl padişahlık yapmış, 25 sefere çıkmıştır. Aldığı kararlardan geri dönmeyen, gerektiğinde vezirinin bile başını alabilecek sağlam iradeli karakterli bir padişahtır. Dokuz dil bilen, aynı zamanda astronomi,tıp, fizik gibi ilmî alanlarda da bilgisi olan bir padişahtır.

Dönemindeki şairleri bir araya getirip onların beyin fırtınası yapmasını isteyen bir şairdir.Tüm bunların yanında ince ruhlu biridir. Fatih, şiirlerinde Avnî mahlasını kullanmıştır. Söz şimdi Fatih Sultan Mehmet Han’da :

1)Bir güneş yüzlü melek gördüm ki âlem mâhıdur
Ol kara sünbülleri âşıklarınuñ âhıdur

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ : Bir güneş yüzlü melek gördüm ki cihan onun ayıdır. O kara sünbülleri aşıklarının ahıdır.

ŞERH : Divan şiirinde sevgilin yüzünün parlaklığı ve onun nuru aya benzetilir. Sevgilinin meleğe benzetilmesinin nedeni de meleklerin birkaç özelliğinden kaynaklanır : Meleklerin varlığını biliriz ama göremeyiz. Sevgili de böyledir. Vardır ama kendisini aşığına göstermez. Meleklerin anlatılanlara göre çok güzel olduğu söylenir ki günümüzde de dilimize yerleşmiş ”melek gibi güzel” ifadesi bunu destekler niteliktedir. İşte şaire göre sevgilisi ancak bir melek kadar güzel olabilir. Bu noktada da onu meleğe benzetmiştir.

Saç divan şiirinde önemli olan unsurlardandır. Kara sümbül ifadesi ile de kastedilen aslında saçtır. Bu benzetme hem sümbülün kara olmasından hem de o devirdeki insanların güzel kokuları saçlarına sürmelerinden kaynaklanır. İşte koku sürülen kıvrımlı saçlar şekil itibari ile de sümbüle benzetilmiştir.

2) Kareler geymiş meh-i tâbân gibi ol sevr-i nâz
Mülk-i Efrengüñ meger kim hüsn içinde şâhıdur
 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ : O nazlı servi parıldayan bir ay gibi karalar giymiş, sanki güzellikte Frenk ülkesinin padişahıdır.
 

ŞERH : Servi ağacı yine divan şiirinde başvurulan önemli bir benzetme unsurudur. Sevgilinin boyu servidir. Endamı, yürüyüşü servi kadar narin servi kadar nazlıdır. Karalar giyinmiş ay benzetmesine gelelim. Ay gece karanlığında gecenin parlayan yıldızıdır. Sevgili de işte tıpkı bu ay gibi aşığının kara gecesinde parlayan aydır.


3) ‘Ukde-i zünnârına her kimse kim dil baglamaz
Ehl-i îmân olmaz ol âşıklaruñ güm râhıdur
 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ : düğümüne gönül bağlamayan kimse iman ehli olamaz; o, âşıkların yoldan çıkmışıdır.

ŞERH : Burada “ukde-i zünnar” ifadesi önemidir. Üç anlama gelecek şekilde kullanılmıştır .

a) Öncelikle saç benzetmesi gibi düşünülenilir. Sevgilinin saçına bel bel bağlamayan gerçek aşık olamaz, ifadesi çıkar. Aşığın gözü sevgilin saçındadır. O saçlarını savurduğunda yüreği paramparça olur.

b) Bu kuşağın bele bağlı olması Hristiyan dinine mensup olduğunu gösterir. Eskiden verilmiş bir fetvaya göre şaka niyetine bile olsa bu kuşağın bele bağlanması bile dinden çıkmaya sebeptir.

c) Bu ifade kesret olarak düşünülür. “Kesret” Allah ile kul arasına giren her şey kesret olarak düşünülür. Yani zünnara bel bağlayan ki Allah’tan uzaklaştığı için gerçek iman ehli olamaz.
 
4)Gamzesi öldürdügine lebleri cânlar virür
Var ise ol rûh-bahşuñ dîn-i Îsâ râhıdur
 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ: Gamzesinin öldürdüğüne dudakları canlar verir. Galiba o can bahşedicinin yolu İsa’nın dinidir.

ŞERH : Burada telmih vardır. Hz. İsa’nın nefesiyle ölüleri diriltme mucizesine vurgu yapılmıştır. Bilindiği üzere her dinin mensupları peygamberlerinin mucizesini en belirleyici meslek haline getirir. Hristiyanlar da tıp konusunu mukaddes bir meslek gibi düşünür. Şairin söz konusu ettiği güzelin dudağı ile can bağışlaması bakımından Hz.İsa’nın mucize ve mesleğini sürdüren ve böylece onun dininin yolundan giden bir kimse olarak gösterilmektedir.


5) ‘Avniyâ kılma gümân kim saña râm ola nigâr
Sen Sitanbul şâhısın ol Kalatanuñ şâhıdur
 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ: Ey Avnî! Sevgilinin sana ram olacağını sanma. Sen İstanbul padişahısın, o Galata’nın şahıdır.
 

ŞERH : Klasik edebiyatın idealize ettiği aşk, vuslatı olmayan aşktır. En ulvi aşklar bile maddiyata döküldüğünde maneviyatının ulviyetini kaybeder. Aşkın insanı yükseltmesi için sevgilinin uzakta ulaşılmaz olmasıdır. İşte bu yüzden İstanbul padişahı Fatih gibi bir hükümdar bile kendisine “sevgilinin sana ram olacağını zannetme” diyebilmştir.

İşte böyle… İnce ruhun mısralara dökülmesi bu şekilde olmuştur Fatih’te.. Cihan padişanın mürekkbinden damlayanlar bugüne kadar gelmiş nadide eserlerde biridir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s