İSİMSİZ DİYARLARIN SAHİBİ

Kadınım

Bir erkeğin kafasını yaslayabileceği omuz olmak eve geldiğinde aş verip, gece yorganıyla birlikte üzerine örtülmek.

Başarısına sevinip, kıyafetlerini ütülemek

Manevi aşkı ve huzuru tek kalpte yaşatmak kimi zaman uykusuz kalıp ayakta uyumak kimi zamansa rükuda eğilip evini barkını dik tutmak. Sevdanın her haline birlikte ayak uydurabileceğin tek canlı…

Adı mı? Bazen evinin balkonundaki en güzel saksının çiçeği bazen de sisli dağların yamacındaki evinin lezzetli mi lezzetli uymağı yahutta giydiğin kazağın ilmeğindeki gökyüzü…

Kazandığın her şeyden tut da kayıplarının hayrına şerrine kadar Rabb’ine dua eden… Adresi belli değil aslında sadece adı yattığı sinede yazılı

Bir nevi isimsiz diyarların sahibidir kadın. Berrak bir yatsı vaktinin sabahı kadar güzel bu gece… Sanki bembeyaz atlarla gidiyorum ecele, söken şafağın tan yerinde çehresine bakmaya doyamadığım diyebileceğin biri, işte o bugün senin eşin yarın her hangi bir kardeşin. Evet bitti mi? Tabii ki hayır kadın demek sadece üç beş örneklem ile anlatılır mı hiç?

Hakkıyla verilirse kadının hakkı sınırları sonsuz bir ülke gibi olur dört duvar ve ardı. Seni başa taç yapan da kadındır unutma, öyle et ki sobada sac olma. Bir ömür sev eşini can ol can yoldaşına, dik yokuşlar olur bazen hayatta işte tam o sıralarda nefesini paylaş onunla nasıl ki o doğum sırasında canını koyduysa masaya. Her kayıptan sonra ağlar insanoğlu mühim olan kaybetmeden değer bilmek, kadın ne güldür solsun ne de daldır kırılsın. Dedim ya benzetme yapmak az gelir ama kadın, kuş için kanat neyi ifade ederse bir erkek için de odur belkide daha fazlası…

Yeri geldiğinde özgürlük yeri geldiğinde de kızıla boyanmış bir semadır tülbent kokusunda veya göze çekilen sürmede…

Ellerinde prangalar ayyuka çıkar gözleri değdiğinde gözlerine, hasret denizinde çırpınan bir bir balıktın açlıktan, kirden pastan. Kadın çıkarttı o denizden seni kurtuldun taştan, kıştan.

O yeter ki yanında dursun, haydi söyle bir o olsun… Zaten bedeldir ses tonu boğaz manzaralı yalıya, çatallaştığında seni yemeğe çağırmaya.

Karşılıktır huzura elleriyle seccadeni sererken…

İsmini telaffuz edip titrerse kirpikleri soğukta kalmış donmak üzereyken kurtulan bir kedi gibi ürkek bir kumru gibi tedirgin.

Aslan gibi evlatlar verir ellerine melekler gibi kanatsız namuslar…gezsen görülmez, arasan bulunmaz tam da böyledir hayırlı bir kadın. Düz çizgi gibidir kadın ömrü boş bir kâğıt olarak görürsen o düz çizgi varsa eğer alnında sen anlam kazanırsın. Üç günlük dünya tabiri caizse.Dünü yaşadın bugünü yaşamaktasın yarın ise ne olacağı meçhul. Onun için özellikle hiçbir kadını incitme, kırma. Sen zaten çok şanslısın bir erkek olarak doğduğun için kadına ömrünü verebileceksin, onun için yepyeni bir hayat oluşturabileceksin.

Kadın iyi ki var. Kadın verilebilecek olan her türlü hediyeden daha değerli, onun sinesinde belki karanlık mahzenler var ama gözlerine öyle bir ışık vermiş ki yaratan… Herkese o nimeti görmek nasip olsun. Sadece kadının emeğine yaraşır mısraların rengârenk anlamı. Yokluğu için olanları sayarsakta başta başına dünyanın yıkılacağını, bacanda dumanın tütmeyeceğini bir yanının eksik kalacağını, hatta bu dünyanın cennetinde yaşayamayacağını misal verebiliriz. Güzelliği yüzde değil ruhta, iyiliği varlıkta değil yoklukta; hayatı hayattayken, yaşamın zevkini ölmeden anlamanın bir diğer ismidir kadın. Yarınların en güzel sabahı. Yırtık pınarların en güzel yamasııdır o yürek atölyesinde. Dişli çarklarını kaybedersin onun acısından, gökkuşağında beliren narin bir papatya kurur…

Bu şehrin her iki yakası da birden mevsimlere küser iklimlere inat unutur nisan yağmurlarını, takvimin en güzel yaprakları başlar. Bir anda o kadını görünce evinin çatısının altına artık rahat rahat girersin.  Depresyon, bunalım zorlar zihnini, kalbini.

Siyah bir örtü gibi yüreğini sarar hasreti.

Ayrılık diğer bir deyişle ölüm demektir ondan. Hayatının kadını gidiyor kayıyor ellerinden…buna müsade etme sende demini almış bakır bir rüzgar yeli olmak varken dibi tutmuş demir bir çaydanlık olma. En güçlü dileklerimiz artık dualara emanet. Bizim belimizi eğdi namert dünya kapıldık burda kirli oyuna. Tasavvur edilemeyecek kadar büyük ve gerçek bir sevda pişerdi ocağımda her lafını cebime attım yalan olacağına inanamadan. Şimdi elalem duvar olmuş karşımda seni bana yabancıymış gibi anlatıyorlar kadınımla canıma tehdit savuruyorlar oysa bilmiyorlar sen armağansın bana yakar mısın hiç canımı yokluğunu bile severim ezilsem de kırılsam da. Aşkın ateşinde kavrulup erimeye dahi razıyım elinle sen ne olur haram sakallarda gezinme elinle haram dudaklarda tatma zehirli kelimeleri. Ben sana şemsiye olurum iklim olurum. Kışında kar olmaya da razıyım. Baharlarda ebruli saçlarının ucunda bir türkü esintisi olmaya ant içmiş hücrelerim. Seni benden koparmaya yetmez bu beşeri güçler. Yüzümde binbir yılın kasveti, göz çukurlarımda sanki asırların yorgunluğu çok bunalmış gülüşlerim ıssızım, sessizim. Sen gittin gideli ruhum çıkmazlarda aklım almazlarda renksizim, hissizim.

Evrenimdesin bedenimdesin gizlimsin içimdeki bende.

Anlamsızımsın anlamsız bir sızımsın benim kalacaksın hep solumda benim olacaksın sonunda…

Bu çağda deli gibi bağıran çığlıklarım var kirpiklerimin doruklarında lakin sessizliğe bürünmüş göğüs kafesimde.

Bir garibanlık var yaramda ruhundan ruhuma,dermanı bulunacak bir hançer sıyrığı değil bu apansız rüyalarda dumanı tüten dertli bir ateş. Zamanlı zamansız bakışlarımı inciten. Burkulmadık bir yer bırakmadın ben de mazgalları eskimiş caddeleri andırırcasına bitkinim. Kısık kalır ya hani bazen göz bebeklerindeki umut ışığı işte bende öyle olurum gidersen, kalmazsan…

Yalnızlık dönencesinde kalmış bir poyrazım artık parmaklarının vereceği mutluluğu arayan.

Düşüncesiz bir zeval vaktinin ayazı kadar kuru bir soğuktayım uzak kaldığımda kokundan desene bir farkım kalır mı bahçedeki ottan o zaman

İşte o zaman korkarım yanmaktan. Acı bir hayatın emanetisin bana beni her daim kanatan…dertler, problemler, sıkıntılar her şey üst üste geliyor sen olmayınca. Dert üstüne dert koymak diye bir şey duydun mu hiç… Oluyor kadınım oluyor şu dünyanın zalim teşkilesine bir de senin bakışlarında tahayyül eelemediğim Haziran’ların dert yüklü bulutları eklenince…. Başka sokaklardan burnuma gelen sıcak ekmek kokusu sen gittikten sonra yok oldu. Hayatı anlamlandırıyordum seninle o kadar meraklıydım ki sana göğe serçeler yeni uçmayı öğrenecekmişçene… dala faydası yok hazanda dökülen yaprakların

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s