Görmeden pervane eylemek bin gönlü, bir gönül uğruna…

Hiç bilmeden kokusunu; gül gibi gülden öte kokusunun peşine düşmek.

Vurulmak ona;

Vurulmak beklide onun geldiği yola,

Onun bize bahşettiği bu aziz yola.

Ve işte aşktı,

Ve işte sabırdı,

Sadakatti onun şu aciz gönüllerimize bahşettiği nur.

Onu anlatan en faziletli kelimeydi nur.

Geldiği gün bir başka değil miydi bu alem ?

Gittiği gün bir başka değil miydi bu alem ?

Tek biz miydik onun nuruna,

Onun geldiği yola vurulup yolunu gözleyen?

Değil miydi; dağlar, taşlar, kuşlar, böcekler, gökyüzü, yıldızlar…

Onun tek bir emrine amade…

Nasıl sevmeyelim ki, nasıl?

Nasıl her adın geçtiğinde, yüreğimdeki aşkın alevlenmesin?

Nasıl, gözlerim fellik fellik her yerde seni görme umuduyla yanmasın ki?

Adı güzel, dini güzel peygamberim;

Seni nasıl sevmeyelim ki?

Var mıdır, seni gönlüne aldıktan sonra senden vazgeçebilen?

Var mıdır, senin baş koyduğun bu ulvi yoldan cayabilen?

Rabbim! Sen şu günahkar kullarına,

Şu aciz kullarına nasıl bir hediye bahşettin?

Sen bizlere nasıl bir mükafat verdin?

Rabbim! Senin aşkındı bizi ayakta tutan.

Eksik yanlarımızı tam eden.

Lakin öyle bir aşk daha nasip ettin ki bizlere;

Eksiği tam, tamı tam eyledin.

Yüreğimize, ömrümüze, ahretimize ışık eyledin.

Sen bize Muhammed Mustafa (s.a.v) efendimizi bahşettin…

Ve uyanın gaflette olan aciz bedenler.

Uyanın, bitap düşmüş yorgun yürekler.

Gül kokulu, nur peygamberimiz bizleri bekler…

By mihribansari

Yazmak için yaşanan bir hayat. Sonrası her yan şiir Her yan şarkı..

Bir Cevap Yazın