epikuros
“Bir şey sona ermek için başlamıştır.
Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren
ölümüdür yalnız.”
-J. P. Sartre

 

İnsan soyu, uzun serüvenine adımını attığından beri ölüm ile her zaman karşı karşıya oldu. Özellikle Ortaçağ’dan itibaren karşılaştığımız çeşitli ritüeller ve dinlerin öte-dünya inancı aşısı her zaman insana yaşamının anlamlı olduğunu ve ölümün asla bir son olmadığını gösterme çabasındaydı. İnsan yok olma düşüncesinin yarattığı yıkımdan ancak inançlar ile sıyrılabilirdi. Modern Çağ’da kurtuluş yolu olarak görülen inanç sistemlerinin darbe almaya başlaması ile birlikte ölüm ‘sonsuz yaşama açılan kapı’ maskesini düşürmeye başladı. Çağlar boyunca en çok tartışılan sorunlardan biri olan ölümün iyi veya kötü olarak kategorize edilmesi ise günümüzde de gündemimizde durmaya devam ediyor.   

Biz felsefeciler her şeye anlam yüklenebileceği konusunda derin düşünceler, tartışmalar yürüttük ve -tarihsel süreç içerisinde- her şeye de anlam yükleyebildik. Fakat ‘hiç olana’ anlam yüklemek olası mıdır? Hiç olanı anlamsız olarak görüp de üzerine düşünmemek konusunda kendimizi dizginleyemeyeceğimiz açıktır. Ölüm düşüncesi ufak bir öksürükten, tehlike içerisine düştüğümüz bir çatışmaya kadar zihnimizin bir köşesinde bizi uyarmaya devam edecektir. Ölüm, bizim gölgemizdir.

Ölümün iyi mi yoksa kötü mü olduğu tartışması Antik Yunan’a kadar uzanmaktadır. Bu tartışmanın iki uç tarafının olduğunu söylemek mümkündür: Aristoteles ve Epikuros. Aristoteles, ölümün, insanın başına gelen en kötü şey olduğunu söyler iken Epikuros, ölümün korkulacak bir şey olmadığını ileri sürmüştür. Aristoteles’in ölüm düşüncesini benimseyenler Epikuros’un bu konuda şaşırılacak biçimde kayıtsız kalarak gerçekleri görmezden geldiğini; Epikuros’un bu düşüncesini benimseyenler ise Aristoteles’in gereksiz bir endişe duyuyor olduğunu düşünmektedirler.

Bu çalışmada ilk olarak Epikuros’un ölüm ile ilgili düşüncelerini tanıyacak, ölümün kategorize edilebilecek bir yapıda olup olmadığını göreceğiz. Sonrasında Tanrı ile de bağlantılı olarak kötülüğün kaynağı üzerinde duracağız ve çalışmamızı sonlandıracağız.

Epikuros’ta Ölüm

Yukarıda da anlattığımız gibi Epikuros’un ölüm ile ilgili düşünceleri Antik Yunan’daki önemli bir tarafı oluşturmaktaydı. Ölümden korkmanın anlamsızlığına işaret eden Epikuros aynı zamanda ölümün insana hiçbir şekilde bir zarar veremeyeceğini de vurgulamaktaydı. Bu düşüncelere ulaşmasındaki temel şuydu: Ölüm ve zamanın yadsınamaz ilişkisi. Öyle ki Menoikeus(Menoeceus)’a olan mektubunda bu ilişkiyi açıkça vurgular:
“…kötülükler içinde en tüyler ürperticisi olan ölüm, bizim için hiçbir şeydir, çünkü biz varken ölüm yoktur; ölüm gelince de biz yokuz. Buna göre ölüm ne yaşayanları ilgilendirir ne de ölüleri, çünkü yaşayanlar için ölüm yoktur, ölüler ise zaten yoktur.”(1)

Yani varlık içerisinde yokluk olabileceği düşüncesi bile kesinlikle anlamsızdır. Bir insan var iken yok, yok iken de var olamaz. Zaman bize iki keskin hali gösterir, ortası bulunamaz. Doğal olarak da ölümsüzlük özlemi ortadan kaldırılmalıdır. Ölüm bu sebeple bir endişe veya kötülük kaynağı olarak gösterilemez. Ölüm anında çekilecek olan acıyı (ki bu da bilinemez) düşünmek kadar ölüm düşüncesinin verdiği acıyı düşünerek ölüme kötü özellik, kötü öz atfetmek de saçmadır. Kişi bunları düşünerek boşu boşuna yaşamına üzüntü katmış olur.

İnsanların ölümden bu kadar korkuyor olmasının temelinde ‘ölüm’den anlaşılan yanlış şeyler yatmaktadır. İnsanlar ölüm denildiğinde ölme anını, ölme sürecini düşünmektedir. Ama Epikuros’un ölüm ile kastettiği şey ‘ölü halde bulunmak’tır. Yani ölüm anı hiçbir şekilde ölümün bir parçası halinde değildir. Ölme süreci veya insanın çektiği acı ölüm’ün kendisi ile ilgili değildir.

“Ölümün bizim için hiçbir şey olmadığı düşüncesine kendini alıştır; çünkü iyilik ve kötülük duyularla vardır; ölüm ise duyulardan yoksun olmadır. Böylece, ölümün bizim için hiçbir şey olmadığı düşüncesi, ki doğrusu da budur, ölümlü yaşamı keyifli kılar…”(2)

Bu, Epikuros’un varlık anlayışı ile ilişkilidir. Ölüm, onun için, beden ve ruhtan meydana gelen insan varlığının atomik bütünlüğünün bozulmasını, dağılmasını ifade etmektedir. Ölüm, dağılan ve yok olan bir şeydir ve bu sebep ile hazzı da, hazzın yoksunluğunu/acıyı da algılaması mümkün değildir. Algılanmayan şeyden korkmamalı, tecrübe edilemeyenden endişe duyulmamalıdır. Çünkü, “ölüm bizi ilgilendirmez. Zira çözülmüş olan hissetmez. Öyleyse hissetmeyen bizi ilgilendirmez”(3). Bir kişinin ölmesi durumu ölümünden önce başlayan bir durum değildir. Bu sebeple kişi bu durumu zaten algılayamaz, duyumsayamaz. Ölüm hiçbir algıya müsaade vermediğinden de kişinin ölümü o kişi için bir acı kaynağı, bir kötülük olamaz.

Eğer “Ölüm kötüdür.” gibi bir sonuca varılacak ise gidilecek yol onun sonuçları ile ilgili değil, onun özü ile ilgili olmalıdır. Zaten onun özü ışığında gidildiğinde aynı sonuca varmak imkansızdır. İnsanlar ölümü kötü görürler çünkü aslında sadece ölümden bağımsız olan sonuçların ve etkilerin farkındadırlar. Ölümden duyulan keder, ölüm sürecinde bedenin çektiği acı gibi durumlar üzerinden ölüme kötü öz atfederler. Epikuros’a göre tüm bunlar ölüm’ü yanlış anlamanın sonuçlarıdır.

a) Epikuros’a Gelen Eleştiriler

Epikuros’un bu düşünceleri elbette çeşitli eleştirilere açıktır. Yapılan eleştiriler arasında en önemlisinin de şu olduğu söylenebilir: Ölüm korkusunun, insanın yaşamını sürdürme çabasına/hayata tutunma isteğine çok fazla katkısı vardır. Ölüm korkusu, insanı hayata bağlayan şeydir. Epikuros, ölümün hayat ile olan ilişkisini sadece varlık ve yokluk’a indirgeyerek göz ardı etmiştir.

Bu eleştiriye aslında Epikuros tarafından kısmi bir yanıt verildiğini söylemek mümkündür:
“Ama bilge ne yaşamaktan vazgeçer, ne de yaşamamaktan korkar; çünkü ne yaşamak ona ağır gelir, ne de yaşamamayı bir kötülük olarak görür. Yiyeceğin en bol olanını değil, en lezzetli olanını seçtiği gibi, zamanın da en uzun olanından değil, en hoş olanından yararlanır. Gence güzel yaşamayı, yaşlıya da güzel ölmeyi salık veren budaladır; çünkü yaşamın çekici olması bir yana, güzel yaşamakla güzel ölmek için gösterilen çaba aynıdır…”(4)

Epikuros’un mezarında yazan şu söz, onun ölüme ve korkusuna karşı geliştirdiği düşünce sistemini özetlemektedir:
“Ben varken ölüm yok, ölüm olduğunda da ben olmayacağım.”

Peki gerçekten de Epikuros’un bize gösterdiği gibi en tüyler ürpertici olan, en tatsız sohbetlerin konusu olan ölümün özünde bile kötülük yok ise kötülük nereden geliyor? Kötülüğün kaynağı nedir?

Kötülüğün Kaynağı Tanrı Mı?

Epikuros felsefesinde ölüm ile bağlantılı olarak karşımıza çıkan ve derin bir yere sahip olan kötülük her zaman ana problemlerden biri olmuştur. Epikuros bu önemli soruna bir açıklık kazandırabilmek için şu yolu izler:

“Tanrılar, kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı?… 
Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlar ise o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir. 
Eğer yapabilirler de yapmak istemiyorlar ise o zaman onlar iyiliksever değillerdir. 
Eğer onların kötülüğü kaldırmaya ne güçleri ne de istekleri var ise o zaman onlar ne her şeye gücü yeten ne de iyiliksevenlerdir. 
Ve son olarak, eğer Tanrılar kötülüğü kaldırma gücüne sahip iseler ve kaldırmayı istiyorlar ise o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?”(5)

Fakat Epikuros şu sonuca varır: Tanrı, çok uzakta, ölümlülerin (insanların) işlerine hiç karışmayacağı bir yerdedir. Tanrı vardır ama bizim resmimizin dışındadır. İnsanın işlerine karışmaz. Dolayısıyla kötülük de insandan gelir, Tanrı’ya atfedilmesi yanlış olacaktır. Tanrı, insan niteliklerine ve sıfatlarına asla sahip değildir, böyle olduğunu düşünenler de -Epikuros’un deyişi ile- ‘dinsiz’dirler. Ayrıca bu sebep ile insanın Tanrı’ya yalvarması, ondan bir şeyler istemesi ne kadar saçmaysa ondan korkması, onun tarafından cezalandırılacağını düşünmesi de o kadar saçmadır.

Korku ile geçen bir hayat tatsız anlar ile dolu olacaktır. Tanrı’dan korkmak, ölümden korkmak, ölümden korkmak yetmiyormuş gibi -zihnimizdeki tasarımı ile- acısından korkmak bizi mutsuz kılacaktır. Bu sebeple Epikuros’ta ve Epikürcülükte “Memento Mori” felsefesini görmekteyiz. Anı yaşamak, anı dolu dolu, acıdan ve kederden yoksun şekilde yaşamak mutlu yaşamın anahtarıdır. “Yarına en az muhtaç olanlar ona en büyük zevkle/hazla yaklaşır.”(6) 

Sonuç

Antik dönemlerden beri kişinin ölüm karşısındaki tavrı ve ölümün neliği tartışma konusu olmuştur. Gerek felsefeciler, gerek bilim insanları ve bu alanlardan bağımsız olarak tüm insanlar bu tartışmayı doğal bir arayış olarak sürdürmektedir. Birbirinden farklı, birbirine zıt olan pek çok yanıt var olsa da ölümün neliği hala bir giz perdesinde saklı haldedir. İnsanın bu doğal arayışına dinler ve devletler her zaman etki etmektedir. Dinler ölümün sonsuz yaşama açılan bir kapı olduğunu, ölümün bir son olmadığını tatmin edici şekilde ortaya atmıştır. Devletler ise bazı ölüm biçimlerini gurur verici, ölümü ölen kişiye şan ve şeref katıcı(!) bir şey olarak göstermiştir. Örneğin bir askerin veya polisin savaş/çatışma esnasında ölmesi karşılığında devlet artık var olmayan o askere veya polise ‘şehit’ gibi bir unvan vererek ölümünü anlamlı kılar. Hatta yarattığı bu sorun yetmiyormuş gibi o kişinin unvanı sayesinde ‘ölümsüz’ olacağına ölen kişinin ailesini, çevresindekileri inandırır. Yani bir nevi, çalışmamızın başlarında anlatmış olduğumuz Epikuros’un varlık ve zaman ilişkisini dağıtmış olur. Ölümü -büyük bir cüret ile- anlamlandırma sorunu ne yazık ki hiçbir zaman bitmeyecektir. Bu karmaşadan kurtulmak için ölümü salt duyum yokluğu olarak görmek, onun bizi ilgilendirmemesi gerektiği kanısına varmak gerekir. Ancak bu şekilde korkusundan arınabiliriz.

Epikuros, ölümün kötü olmadığını ama eğer ölüm kötü ise bile bunun farkına varamayacağımızı, çünkü onu algılayamayacağımızı söylemiştir. Kötü, insanda ve eylemlerinde aranmalıdır. Kötülüğü Tanrı’ya atfetmek kolay bir yoldur fakat tehlikelidir. Çoğu insanın bunu yaptığını söyleyen Epikuros, o insanların aslında en büyük, en zararlı dinsizler olduğunu söylemiştir. Ona göre Tanrı, bu dünyadan elini ayağını çekmiş durumdadır. İnsan, kötülüğü bu dünyada aramalı ve kötülükten elinden geldiğince kaçmalıdır. Kötülük, acıyı beraberinde getirecektir. Hayatı iyi yaşamak istiyor isek kötüden kaçmalı ve iyiye yönelmeli, iyiyi oluşturmalıyız.

“Elveda, öğretilerimi unutmayın! Epikuros’un ölürken dostlarına söylediği son sözü buydu;
sıcak küvetin içine girmişti, saf şarabı bir dikişte içti, sonra da soğuk Hades’i…”(7)
Simge ARMUTÇU

Dipnotlar:
1- “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri”, sayfa 517, paragraf: 125.
2- “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri”, sayfa 517, paragraf: 124.
3- “Epikuros’tan Fragmanlar -2”, fragman: 5.
4- “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri”, sayfa 518, paragraf: 126.
5- ‘Epikuros ile Hayattan Haz Almanın Sırrı’
6- “Epikuros’tan Fragmanlar -1”, fragman: 5.
7- “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri”, Epikuros’un Vasiyeti, sayfa 481, paragraf: 16.

Kaynak:
-ÇAKMAK, Mustafa. (2018). “Epikür ve Lukretius’un Ölüm ve Yokluk Algılarına Dair Bir Değerlendirme”, Giresun Üniversitesi
-“Epikuros İle Hayattan Haz Almanın Sırrı”, felsefe-alemi.blogspot.com
-GÖÇMEN, Doğan. (2019). “Epikuros’tan Fragmanlar 1-2”
-LAERTIOS, Diogenes, (2019). “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri”, çevirmen: Candan Şentuna, Yapı Kredi Yayınları, 8. baskı.
-“Ölüm Korkusuna Epikürosçu Bakış”, olaganustukanitlar.com

One thought on “EPİKUROSÇU FELSEFEDE ÖLÜME BAKIŞ”

Bir Cevap Yazın