Belli ki lırlamışım dostumu
Siz efendiler dağında kaybettiniz akşamüstü
Titanyum ektiler koltukaltıma gözlerimden
Artık terlemiyorum tuz gibi ellerimden
Evlerin bal konunda ballara konan kirpiler
Kömürlükte yıkanan örümcek yavruları
Zaten ben
Belli ki lırlamışım hayatı
Barlayı kıldım özlediğim çınarın arkasında

Ve ayrılıyoruz cama yapışmış tozun renginden
Süzülüyoruz kirli kirli bir yağmur türküsünden..

– beni tanıyamamakla mesut oldunuz.

Havaalanı, tren alanı, karaalanı başka
Alan alanı veren vereni satan satanı aşka

-Tahtalarda aşınan cila gibi kazınıyoruz
fikirlerimiz düştükçe cüzzamlı resimlere,
fırlayacak ok olduk yaydan
geriliyoruz
gerilemekten yayları eskittik
ok hedefe varmadan kopturacak yayları
ben bilmezdim böylesine kara dolunayları

-Afedersiniz, öldürüyorsunuz kelimeleri.

Meramım sokak lambalarına taş atıp
sadece karanlığı yaşamaktı belki de
Her sabah gözüme perdeler indirip
geceleyin uyanmaktı bir müezzin sesiyle
Belki de dolanmaktı tırlayarak bahçeleri
Ya da bir dostu lırlayarak ellerimle
bir sivri sineğini yastıkla boğmaktı
Rüzgar içer ayna ayna ciğerlerim de
ve reme geçmek kolay değildir uykuda..

-Gülmeyiniz, incir ağacına çıktığınızda.

Umudu uykudan uman bir adam
Adamı uykudan uyandıran bi umut
Umudu uykudan uyandıran
Zahmetsizce güzellikte bir kadın…

-Biz , dünden kalma yoğurt gibiyiz artık sofrada
Ekşi, acı ve tatsız…

Bir Cevap Yazın