Önce bir ateş, bir alev can özüm.
Her şey usul usul yağan yağmur,
Her yer altında oturduğumuz söğüt serinliği
Temiz bir kağıtta dans eden mısra
Her şey aşka bir çağrı,
Her şey bahar dallarında hayat bulan bir çiçek
Önce bir ateş, bir alev can özüm.
Önce her şey sol yanımda bir şiir.
Sonra perişan yalnızlıklar can özüm,
Puslu gerçeklerin ucuna asılmış
Şüpheli ölümler gönül saraylarında.
Her şey sır olmuş sevgilerle örülü
Yabancı kapıları çalan el,
Her yer katar katar turnaların,
Terk ettiği yıkılan kaleler.
Sonra aniden çıkan rüzgâr gördüm can özüm.
Sonra yeri göğü yırtan martı çığlıkları…
Önce bir fırtına, bir karanlık can özüm.
Kopkoyu sis içinde kaybolan yollar.
Islak şarkılarda demlenen yıllar.
Her şey bir ağıt havasında eğri büğrü,
Kör, topal…
Her şey iliklerime işleyen yalnızlık
Ve her yer hikâyenin en acıklı yerinden
Damla damla sızan kan.
Önce uğursuz bir hüzün çöktü can özüm.
Önce her şey bir baykuşun pençesinde,
Kan revan…
Sonra bir güneş, sonra aydınlık can özüm.
Ah sonra denizin lacivert dalgalarıyla oynaşan
Yakamozlar…
Nefesimi körükleyen şen kahkahalar.
Açtığım pencereden sızan yalnızlığım.
En onulmaz yaralara merhem
Ay ışığı akşamlar.
Her şey cehennem yangınıma su,
Önce her yer sığınacak bir liman.
Sonra bir meltem esintisi,
Bir kuş cıvıltısı, bahçemde bahar,
Ah! Sonra bir yaşama arzusu can özüm.
Canıma ciğerime kadar işlemiş.
Sonra bir yaşama sevdası can özüm.
En az sana tutulduğum kadar.

By Aysel Ertan

Yazar, çizer, okur. Yaşamak başka nedir ki?

Bir Cevap Yazın