Suskunum.Hem de buruk buruk bir suskunluk benimkisi.Bu konuşmaya fırsatlar  olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığım şeylerin, alışa gelmiş olan benliğimden uzaklaştırması benim korkum. Ne ben ne de bu koltuğum  cesaret edemiyoruz konuşmaya. Ne o anlatabiliyor derdini ne de ben söylüyorum denize hasretimi…
Öyle alışmışmışım  ki içimde büyüttüğüm yalnızlığıma. Yaşını sorsan benden daha büyük gösteriyor. Desene yaşını güzel yaşamış yalnızlık.Yinede seviyorum onu. Belki de yaşayacağım var. En azından kaybetmekten korkacağım bana ait bir şey oluşturma kaygısı. Yapılan hamleler hep “kale” oldu.Şükretmek lazımdı bazıları hep “piyon”du.Acılar insanı baştan tetikleyen bir tabanca gibi ayağa kaldıran. Kaldırıp da “Susma” diye fısıldayan. Ama yok içimden çığlık atarak susuyorum.
“Susuyorum” İçimde o kadar güzelsin ki. Sana susuyorum. Vicdanım el vermeyecek eli dolu kafası boş yalnız gezmelere. Yüzümde hep tebessüm ederek gezeceğim bu sokakları sokak lambası olmasa dahi. Yer edinen korkuları atacağım denize sohbet edeceğim onunla seni anlatacağım ona belki denize karşı çay bile içeceğim. Belki yoldan geçen birini görüp yardım bile edeceğim. Vicdanımla hareket edeceğim.
Her soğuk üşütmezmiş insanı  her ateş de yakmazmış. Zifiri karanlıkta bomboş sokaklarda tek sokak lambasının bile yarım yamalak yandığı bu şehirde susuyorum ben. Yol kenarında köfteci coşar abi. Yalnızlığımın tek adresi.Adres Coşar abi değil.Köfteci Coşar abinin mekanındaki yavru kedi.Yalnızlığımı paylaştığım tek kişi ve beni anlayan. En azından kendimi avunduruyorum miyav diyor çünkü her cümlemin ardından iyi geliyor hayvanın sesi.O kedinin gelmesini bile bekleyebilirim saatlerce durmadan. Bilirim kendi  çabamdan başka bir şey değil.
Ve kaybetmenin korkusuyla beni dinleyen yavru kedi, her kaybettiğimde yeniden yakalama çabasına giren ben…
Samet ÇAHAN

Bir Cevap Yazın