HER ŞEYDE SEN VARSIN

Bir sonbahar günü, solmuş yaprakların arasında arıyordum seni.  Keşke tek tek her yaprakla seni çekiştirsem. Bana hep seni anlatsalar. Her baktığım yerde öylece seni  hatırlasam. Her güzelliğini en ince ayrıntısına kadar öğrensem. Sonbahar güneşi altında seni yüreğime işlerken, tabiatın umudu üzerime sinse.  Seni görebilmenin umudunu işte… Bir gün belki bize biçtiğin bu kader yolunun sonunda seni görebilmenin umudu ısıtsa üşüyen ellerimi. Şöyle bir içten keşke diyerek oturdum yaprağını dökmüş ağacın altına. Seni ararken topladığım yaprakları usulca kenarı bırakıp kapattım gözlerimi. Bacaklarımı uzatmış, umudunla ısınmış ellerimi birbirine kilitlemiş, başımı geriye doğru yaslamıştım. Bir masala daldım o an da. Seni iliklerime kadar hissettiğim bu masal da sadece güzel şeyler olsun istiyordum.
    Her tarafı sarı sarı yapraklarla kaplı küçük bir bahçe olsun. Üzerimde beyazdan bir elbise. Bahçenin ortasında küçücük bir köprü. Merakla baksam köprünün diğer tarafına. Solmuş yaprakların arasında yavaşça, ürkek adımlarla yürümeye başladım. Yaklaştıkça bir ses geliyordu kulağıma. Meraklanmış yüreğime, bu ses sanki bir umut olmustu. Sana yaklaşmanın umudu… Sonunda köprünün başındaydım. Ah bu su, nasıl coşkuyla akıyordu. Gökyüzünün mavisini nasıl çekmiş içine. Mavinin kokusu beni iyice heyecanladırmıştı. Nasıl bir umuttu bu  böyle.  Önce kafamı gökyüzüne kaldırdım. Merak etmiştim ırmağı maviye boyayan gökyüzünü. Kafamı kaldırır kaldırmaz gördüğüm manzaraya inanamıyordum. Nasıl bir şaşkınlıktı bu böyle. Tek bir mavi yoktu. Gökyüzü yoktu ki mavi olsun. “Allah’ım seni bulmayı ararken kaybettim mı yoksa?” diye içimden geçirdim. Mavisini kaybetmiş bir gökyüzü. Nasıl korkunçtu, bir bilseniz. Hemen durdum köprünün tam ortasında. Dönüp arkama baktığımda solan yapraklar, umutla yeşillenmeyi bekleyen ağaçlar, hepsi kaybolmuştu. Bu nasıl bir arayışın kayboluşuydu. Yok olanda kaybolmak yakmazdı canımı da var olanda kaybolmak yüreğimi çok yakmıştı. Bu umutsuzlukta ya yok olacaktım ya da yeniden baslayacaktım. Ama nasıl? Bütün tabiat susmuştu.  Seni bana anlatan yapraklar, omzunda uyuduğum ağaçlar, sanki  hepsi bana dargındı. Kalakalmıştım küçücük bahçenin ortasında. Şimdi ne olacaktı?  Saatlerce  oturmuş olmalıyım ki dizlerimin üzerinde gözlerimi açtığımda karanlıklara bulanmıştı bahçe. Şimdi iyice korkuyordum. Karanlık ne çok hüzün kokuyordu. Sanki ayağı kalksam her an saracak bütün bedenini. Kafamı kaldırıp derinden bir nefes aldım. Tekrardan kapattığım gözlerimi açtığımda küçük bir ışık görmüştüm. Bu ışık mavisini kaybeden gökyüzünden parlıyordu. Sonra bir tane daha gördüm aynı ışıktan, sonra bir tane daha… Ah Allah’ım git gide çoğalan bu ışıklar; karanlığın umudu olan yıldızlardı. O an işte tam o an da yeniden yandı umudum.   Beni korkuya tutsak eden bu umutsuzluk bir an da çekmişti ellerini. Küçük bir ışığın yansımasını gördüm akan ırmakta. Bu arayış büyüktü. Yüreğimin arayışıydı. Küçük bir üzüntüye kapılmanın bedeli büyük olmuştu. Mavisini kaybetmemişti, gökyüzü. Anladım ki ben bakıyor ama görmüyordum.   O mavisini ırmağın yeşiline vermiş, karşı tarafta beni bekliyordu. Ben ise bir an her şeyi silmiştim. Oysa karanlıkta gördüğüm yıldızlar gibi mavisini ırmağa vermiş gökyüzünü orada görseydim… Gözlerimden akan yaşlar mutluluktan mı pişmanlıktan mı bilemezken, yola kaldığım yerden devam etmeye başladım. Bu sefer önümü görmeden sadece Rabbimi görmenin umudu ile yürüyordum. Bir yandan ağlıyor bir yandan tebessüm ediyordum. Bir ses aydınlatmıştı, karanlığı. Öyle güzeldi ki bu sesin söylediği şeyler. “Allahu Ekber” dedikçe yüreğim daha da coşuyordu. Her defasında tabiat kadar yüreğimde, biraz daha aydınlanıyordu. Karşıma çıkan bir küçük bahçe daha. Nasıl güzeldi. İlk baharın yağmuru her yanı nazik nazik ıslatıyordu. Her defasında “Seni” bir kez daha hatırlıyordum. Her şeyde sen vardın. Seni görmek için aramaya gerek yokmuş ki. Sen zaten hep benimleymişsin. Her yarattığın da senden bir parça varmış. O yüzden kaybettim sandım seni. Kaybolan mavi de seni görseydim, yaşamazdım o korkuyu. Meğer her koku,  ses, kış, yaz, bahar, acı, keder, ölümde bile seni görebilmeyi unuttuğum için kaybolmuşum. Benim masalım da sen varmışsın ki zaten.  Bahçenin ortasında bir seccade vardı. Oturup saatlerce seni izledim. Değişen her günde, yağan her damla da, umut eden her ağaçta, konuşan her yaprakta… Her şey sendin.
    Gözlerimi açtığımda hayal ederken uyuduğumu fark ettim. Ağlıyordum. Bütün tabiat susmuş benim hıçkırık seslerimi dinliyordu. Hemen toparlandım. Kaldırdım kafamı semaya. Öyle derinden şükrediyordum  ki. İyi ki dedim iyi ki seni aradığım yol yine senin yolundu. Ya görmeseydim karanlığı aydınlatan yıldızları. Seni ararken kaybetmedim, seni varken kaybettim. Rabbim iyi ki her şey sendin. Ben beni bıraktığım da sen beni bırakma. Bizleri senin yolunda bulunanlardan eyle.
Bir arayış bin yoldan geçer. Bin yolun tek bir çıkışı var; o da var olanı yoklukta değil, varlıkta  aramakmış…
SEMA ALTINAY

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s